Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

YORGUN TOPRAKLAR ÜLKESİ TÜRKİYE

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

“Türkiye yorgun toprak ülkesidir. Bu topraklar, en bereketli sanılan yerlerde bile yorgundur. Çünkü onlar, tarih öncesinden beri çiğnenir. Tarih öncesinden beri emilir, yıpratılır.”

Şevket Süreyya Aydemir “Menderes’in Dramı” adlı kitabında böyle diyor. “Cihan İktisadında Türkiye” adlı kitabında da şunları söylüyor:

-“Eğer Osmanlı İmparatorluğu bir müddet daha devam etseydi, küçük köylülüğün tamamiyle ortadan kalkmasına ve memleketin fayızcılık derebeyleri elinde kötü ve harap bir çiftlik haline gelmesine intizar edebilirdi!”

Yeni devrin bütçesine gelince, bu bütçenin varidat faslında köylünün doğrudan doğruya iştirak hissesi çok azdır. Bu hisse mesela 1929 bütçesinde %12’yi geçmez!

Bu vaziyet çok gayri tabii, tehlike gibi görülür. Nüfusun %67’si çiftçi olan bir memlekette bu %67 nüfusun devlet mükellefiyetinin doğrudan doğruya ancak %12’sine iştirak etmesi ve mütebaki (geri kalan) %88 mükellefiyetin nüfusun ancak %33’ünü tahmiledilmiş (yüklenmiş) gibi görünmesi filvaki çok garip muhakemelere yol açabilir. Bilhassa bu %88 mükellefiyetin tahmilediği şehirlerin sanayileşmemiş birtakım müstehlik şehirler halinde olması vaziyetin garabetini büsbütün arttırır!

Mustafa Kemal Paşa 1922’de, “Köylü efendimizdir, onun temiz huzurunda hepimiz, saygıyla eğilmeliyiz, topraksız köylü kalmamalıdır!” demiştir. İsmet İnönü de bunu bir çok kez söylemiş. Ama ne var ki, Şevket Süreyya Aydemir’in bildirdiğine göre, 1924’te aşar vergisinin kaldırılmasından başka, köylü için bir şey yapılmış değildi. O kadar ki Toprak Ofisi bile, o da yanlış bir politikayla ancak 1938’de kuruldu. Atatürk hayata gözlerini yumarken, Ankara köylerinde buğdayın fiyatı, kilosu 2,5 kuruştu. Güneyde fiyat 2 kuruşa, hatta daha aşağıya düşüyordu. Şarkta 4 liraya koyun satılıyordu. Tarım okullarında da genellikle ziraatçi değil, büro memuru yetişiyordu. Şevket Süreyya Aydemir, 1931 tarihli “Cihan İktisatında Türkiye” adlı kitabında “Topraklarımızın yalnız %4,8’ini ekildiğini” bildiriyor.

Cavit Orhan Tütengil “Kırsal Türkiye’nin Yapısı ve Sorunları” adlı kitabında, Amerikalı sosyolog George ve Barbara Heling’in şu sözlerine yer veriyor; “Türk köylüsü memleketin başlıca insan kaynağını teşkil eder ve onun refahı da, hükümetin elde ettiği muvaffakiyetin bir ölçüsü sayılır.” Aynı eserde Türkçe sözlükte yer alan köy ve köycülük tanımları veriliyor:

Köycü: Köy sorunlarını kendine iş edinen, köylerin ve köylülerin yararına çalışan kimse.

Köycülük: Köy sorunları ile ilgilenme anlayışı ya da köy kalkındırma çalışması.

Köylünün seçimler hakkında görüşlerine gelince İsmail Hakkı Tonguç’tan dinleyelim:

-“Köy muhtarı seçimi köylüler için en canlı bir tartışma, çekişme konusudur. Buna karşılık il genel meclisine üye, Millet Meclisi’ne milletvekili seçimi onları bu kadar ilgilendirmez. Çünkü siyasal partilerin programları onlara çok bir şey anlatmaz, çünkü onlar yalnız realiteyi tanırlar.

Köylü kendisine amacı anlatılmayan ve olumlu sonuçları gösterilmeyen genel ve yarı resmi işlerle de kendi işi gibi candan ilgilenmek istenmez.” (İş ve Meslek Eğitimi kitabından)

Neden ilgilensin ki köylü seçimlerle! Seçim zamanı vaatlerde bulunup seçildikten sonra unutacaklar değil mi! Vekilin önündeki “millet” sözcüğü sadece göstermelik değil mi! Hangisi milleti temsil ediyor ki! Milletten kastımız, işçi, köylü emekçi kitleler. Bu kitleler oy deposu olarak görüldüğü sürece demokrasiden söz edilemez. Demokrasi, aşağıdan yukarı, emekçi halkın çabalarıyla kurulur, yukarıdan aşağı ya da vesayet rejimleri, askeri ihtilal vasıtasıyla kurulamaz. Çünkü demokrasi sivillerin işidir. Bu sivil halk, halkın alt katmanlarındaki işçi, köylü., emekçi kitlelerdir. Onlar söz sahibi oldukları zaman demokrasi varlık gösterebilir. Söz sahibi olmak derken, sadece belirli zamanlarda oy kullanmaktan bahsetmiyoruz.

Sosyolog Behice Boran’ın dediği gibi, “bir rejimi demokratik yapan seçimler değildir, seçimler onun bir parçasıdır, o da bir şartla; seçimler gerçekten özgür koşullar altında yapılmışsa, seçimler demokrasinin şartlarından biridir. Ama bir rejimin demokratik olup olmadığını tayin eden, o rejimin içeriği, o rejimin niteliğidir.”

Behice Boran’a göre, “demokratik hak ve özgürlükler, amiyane bir tabirle armut piş ağzıma düş kabilinden olmuyor. Bunlar büyük mücadelelerle, özverili, çetin mücadelelerle kazanılmış. Bütün demokrasi tarihinde, bütün memleketlerde bu demokrasi tarihi böyledir. Türkiye’de de böyle olmuştur ve bundan sonra da böyle olacaktır. Türkiye işçi sınıfının hiç küçümsenmeyecek bir mücadele deneyimi, kazanımı vardır. Yani Türkiye’de demokrasi için mücadele edecek ve başarıya ulaşacak toplumsal bir birikim ve güçler vardır. Ve bu yolla Türkiye’nin demokrasiye geçmesi mümkün olacaktır.”

Behice Boran son sözleriyle işçi sınıfının gücüne dikkat çekiyor. Tüm toplumların bugüne kadarki tarihinin sınıf savaşımlarının tarihi olduğunu söyleyen ve bir ulusun, öteki uluslardan çok şey öğrenmesi gerektiğini salık veren Kar Marx’a göre,

-“Köylüyü sadece sermayenin düşüşü yükseltebilir; yalnızca anti-kapitalist bir hükümet, bir proletarya hükümeti, köylünün sefaletine, toplumsal gerilemesine son verebilir.” (Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850 kitabından)

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
TEK YAPRAKLI GAZETE - 12 Nisan 2019
HİTLER ALMANYA’SI - 8 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ