ÇETİN'İN KALEMİNDEN

Başlığımdan da anlaşılacağı üzere, eskilere götüreceğim sizleri. 
Hep anlatılır ya; biz eskiden maaşlarımızı elden alırdık diye. 
Bankamatikler yoktu, mutemetler memurları çağırırlar ve maaş günü herkese paraları dağıtılırdı. Kuruşlar hesaplanır, bozuk para aranırdı. 
    Bir avuç parayı cebimize koyardık, akıldan hesaplar yapılır, kiraya ne kadar ayrılacak, bakkal borcu ne kadar olmuş diye düşünülürdü. 
    Eski Türk filmlerinde bakkalın, tüpçünün önünden geçemeyen çalışanlar olurdu. 
    Yaşım o kadar büyük olmamasına rağmen bunların hepsini yaşamış biriyim. 
    Yaşamda her şey ne kadar değişiyor. Teknoloji hızlı, yaşam hızlı, gelişmeler hızlı, günler bir o kadar daha da hızlı. 
    Bir konu araştıracağımız zaman kütüphanelerde saatlerimiz geçerdi, sessizliğin kol gezdiği kütüphanelerde farklı bir hava mevcuttu.
    Şimdi herkesin elinde bir teknoloji cihazı, tüm kütüphaneler ellerinin altında. 
    Elden alınan maaşlar şimdilerde sanal ortamlarda kayboluyor. 
    Kim bir avuç dolusu maaşını tutabiliyor bir saat?
    Sabah bankamatik kuyrukları dolardı değil mi?
    Şimdi ne ekmek kuyrukları, ne bankamatik kuyrukları kalmadı, herkes internet bankacılığıyla faturalarını ödeyip paralarını sanal âlemde öğütüyor.
    Yaşamlar sanal, alışverişler sanal, ödemeler sanal. Gerçek hiçbir şey kalmadı yaşamda. 
    Ne yapmamız lazım, eski zamanlara geri mi dönelim sorusunu duyar gibiyim. Tabii ki dönemeyiz, biz istesek de zaman izin vermez buna. 
    Hani bir barajı kovamızla dolduramayız ya, taşıma suyla değirmeni döndüremeyiz ya. Dünyayı da değiştiremeyiz, ama kendimizce gücümüzün yettiğini yapabiliriz. 
    Maaş günü, haftalık günü paramızı cebimize koyup, bereket beklemeliyiz. En azından birkaç faturayı elden ödemeliyiz. 
    Evlatlarımıza fatura ödemek diye bir şey olduğunu, insanların sorumluluklarının olduğunu söyleyerek değil de, yaşatarak öğretmeliyiz. 
    Hayatımız gibi çocuklarımız da sanal öğreniyor yaşamı, onlara gerçek nedir göstermeliyiz.