BEN DEĞİŞMEM
Bazı kişiler ne olursa olsun değişmeyeceklerini veya kimsenin kendilerini değiştiremeyeceğini düşünür. Ne kadar yanlış bir düşünce. Herkes değişir ve değişime de açık olmak gerekir. İnsanlar değişmek ve yaşanan sürece, hayata ayak uydurmak zorundadırlar.
Değişim için ne gerekli?
Etrafınızda bulunan arkadaşlarınızı gözden geçirin ve size rahatsızlık verenleri eleyin. Bugünden itibaren onlarla zaman harcamayın. Fiziksel, ruhsal her türlü enerjinizi yenileyin. Yaratıcı olun. Doğru beslenin, yeterince uyuyun. Bundan böyle gün gün aklınıza gelen 10 tane her türlü fikri bir deftere yazın. İyi veya kötü olması önemli değil. Birkaç ay sonra önemli fikirler üretmeye başladığınızı göreceksiniz. Geçmişten pişmanlık duymayın ve gelecek kaygısı taşımayın. İnsanlara yardım edin. Değerlerinizden ve prensiplerinizden vazgeçmeyin. Bildiğinizi düşündüğünüz şeylerden şüphe edin. Herhangi bir şeyle ilgili yazılanlara ve söylenenlere inanmayın. Daima sorgulayıcı ve şüpheci olun. Bu şüphecilik daha doğru düşünmenizi sağlayacak ve başarılı olmanıza yardımcı olacaktır. Başkalarını suçlamayın. Sonuca değil sürece odaklanın. Çünkü; hiçbir zaman sonucun ne olacağını bilemezsiniz. Engellerin sizin için bir fırsat olduğunu unutmayın ve asla pes etmeyin. En önemli değişime hazır olun ve değişin.
/////
MİNİK TAVŞAN
Ev sâhibinin oğlu, ilk gün kiracıya şöyle bir tenbihte bulunur:
- Yan taraftaki dairede annemle biz oturuyoruz. Köpeğinize ne olur dikkat edin! Annemin tavşanına bir şey yapmasın! Annem yaşlı, o hayvana da çok bağlandı. Tavşanına bir şey olursa yaşayamaz. Tavşanın kafesi bahçede duruyor.
Gel zaman git zaman, köpek ve tavşanın birbirleri ile hiçbir meselesi olmaz. Hatta dost olurlar. Bir gece köpek ağzında bir şey ile sâhibinin kapısına gelir. Sahibi bir de bakar ki köpeğin ağzındaki şey ev sâhibinin beyaz tavşanı, ama ölü ve çamur içinde! Kiracı paniğe kapılır. Ölü tavşanı alıp bir güzel yıkar, tüylerini saç kurutma makinesi ile kurutup kabartır ve usulca hayvanı kafesine bırakır.
Sonra, her ihtimale karşı köpeğini de alıp, annesine gider. Bir hafta sonra döndüğünde ev sâhibin oğlunu çok kederli görür. Biraz tedirgin, ne olduğunu sorar. Ev sâhibinin oğlu cevap verir:
- Siz yoktunuz tabii, bilmiyorsunuz. Annemi kaybettik..”
Kiracı yutkunarak sorar:
- Başınız sağ olsun! Nasıl öldü, hasta da değildi?
- Hastalıktan ölmedi. Tavşanı beslemeyi unutmuşuz, hayvancağız ölmüş. Annemle birlikte tavşanı bahçeye gömdük. Ertesi sabah annem tavşanı kafesinde görünce hortlamış zannedip, kalbi dayanamadı zavallının!..”
Yorum yapın