İçindekiler Sabiha Sultan Selanikli Bir Kız Bulgar MSB nın Kızı Dimitria Doğu ve Güneydoğu Anadolulu Kadınlar Avrupalı Bir Kızla Evlenmek Fikri ve Selanikli Emine Macar Bir Kadın Fikriye Hanım Latife Hanım

Kaynaklar:

 

Sabiha Sultan

 

            Erbab-ı Kemali çekemez nakıs olanlar,                                                       

            Rencide olur dide-i huffaş ziyadan”

 

                                                                       Ziya Paşa                               

            Atatürk’ün Damatlığı

 

          Sık anlatılan bir olay vardır. Mustafa Kemal Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan ile yani Hümeyra Özbaş’ın teyzesi (ki Vahdettin’e “Şahbaba” diyen Hümeyra Sultan, son Osmanlı Padişah Sultan Vahdettin’in kızı Ulviye Sultan ile son Osmanlı sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday’ın evliliğinden dünyaya gelmiştir.)  Sabiha Sultan ile evlenmek ister ama saraydan izin çıkmaz. Hümeyra Sultan’a bu konuda bilgisi vardır diyerek bu konuyu sordum. O, 

         -“Emin olun, işin aslını bizim aileden kimse öğrenemedi” dedi.

         -“O olay şimdi başka şekilde anlatılıyor. Önce Mustafa Kemal’in aileye damat olmak istediğini, Sabiha Sultan’a talip olduğunu” söylerlerdi.

         “Sultan vahdettin ret etti” denirdi.

         “Bu yakınlarda başka bir dedikodu çıktı. Güya Şahbaba’m Vahdettin, Mustafa Kemal’e teyzemi vermek istemiş, Paşa bir ara padişah yaveri ya, oradan tanışıyorlar. Şahbaba’m haber göndermiş, Mustafa kemal de arkadaşlarına danışmış ve ret etmiş, damat olmak istememiş. Bunu yeni durdum. Bana çok enteresan geldi. Olabilir mi? Hangisi doğru bilmiyorum. Bu mesele aile içinde hiç konuşulmadı. En doğrusunu bilen mutlaka teyzemin kendisiydi, o da bundan hiç söz etmedi. Zaten vefat etti. Büyükbabam bu derece güçsüz bir hale mi gelmişti? Ama eğer paşa aileye damat olsaydı, bu, tarihte bir dönüm noktası olabilirdi. Paşa belki bütün idareyi eline alır, padişah, hanedan, sembol olarak gene başta kalırdı. Dizginler padişahın elinde olur, başbakanlığı, başkomutanlığı alırdı. İtalya’da böyle olmuştu. Ama Gazi o zaman da cumhuriyet üzerinde ısrar etseydi, her durumda (halükârda) bizim dışarı gitmemiz gerekecekti.

          Aileye göre Mustafa Kemal, Sabiha Sultan’ı bir değil iki defa istemiştir. Önce Sultan Reşat’ın, sonra da Sultan Vahdettin’in padişahlığı sırasındadır. Ancak her iki talep da aile fertlerinin anlattığına göre,

          “Sabiha Sultan’ın –Son Halife Abdülmecit’in oğlu şehzade- Ömer Faruk Efendi’den başka kimseyi gözünün görmemesi” sebebiyle ret edilmiştir. Sabiha Sultan’ın şehzadeye meyli, babasının aile içerisinde en sevmediği kişi olan Abdülmecit Efendi’ye gelin olacak kadar fazladır. Ancak bu büyük aşk zamanla sona erecek, çift boşanacak ve Ömer Faruk Efendi, bir başka hanedan mensubuyla Sultan Abdülaziz’in torunlarından Mihrişah Sultan ile evlenecek, sonra ondan da ayrılacaktır. Yakın çevresine de,

          -“Şu dünyanın işine bak dünyanın en güzel kadınını bırakıp en çirkiniyle evlendim” diyecektir.[1]

                                                                                                                                             

Sultan Vahdettin, Paşa’yı Damat Yapmak İstemekte, Paşa Siyasi Hazırlıklarda Bulunmakta, Anadolu’ya Geçmek Yolunu Aramakta Müşir Ahmet İzzet Paşa, sadrazamlıktan çekileceği sırada, henüz Adana’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf makinesi başına davet etmişti. Karşılıklı haberleşmede kabineden istifa ettiklerini bildiriyor. Mustafa Kemal’in, “İstanbul’da bulunmasının uygun olacağını” söylüyordu. Genç Paşa, bu imadan İstanbul’da buhranlı bir durumu başlayıp devam etmekte olduğunu anlamakta çekinmemişti. Kumanda ettiği birlikler de dağıtılmış olduğundan kalıp İstanbul’a gelmiş ve burada siyasi çalışmalarına açıktan açığa başlamıştı.                    Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da siyasi yoldan başarılı bir sonuca varmanın imkânın olmadığını anlayınca, bir çıkar yol aramaya başladı ve hareket tarzını ona göre ayarladı. İlk iş olarak yeteneğine ve ahlakına güvendiği arkadaşlarıyla görüşmek istedi. Bunun için o sırada İstanbul’un en modern oteli Pera Palas’a yerleşti. Buradan Salih Fansa adında Halep’ten tanıdığı bir kişinin evine taşındı. Nihayet bugün müze olarak kullanılan Halaskar Caddesi’nde bulunan evi kiraladı. Burası onun esas çalışma merkezi oldu.                                                

1918 in son aylarında, Mustafa Kemal Paşa, Pera Palas Oteli’nde otururken İstanbul’u işgal eden İngiliz komutanlarından General Harrington’un ve arkadaşları İngiliz generalinin de dikkatini çekti. Bu genç, şık, kibar, tavırlı Türk generali kim olabilirdi? Otelciden öğrendiler, Çanakkale Savaşları’nda Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a yeni gelmişti.  

İngiliz generali bir aracı ile ki bu isteği “Nerede görüşmek istiyorlar?” diye sordu bildirdi. Aracı,         

-“Yanlarına davet ediyorlar efendim” dedi. Bu cevap üzerine gözleri parlayan Genç Paşa:          -“Onlar ülkemizde misafirdir. Biz ev sahibiyiz. Türk geleneğine göre misafir ev sahibinin evine gelir. Bu şekilde kendilerini kabul edebilirim” dedi.                                      

Bu soru ve cevap üzerine sonuç ne olmuştur? Hemen söyleyeyim, paşa gitmedi, onlar da gelmedi, dolayısıyla görüşme de olmadı.                                                                           Beyoğlu’nda Hava Sokağı’ndaki Eski Cebeli Lübnan Mutasarrıfı Franko Paşa Apartmanı’nda oturan Salih Fansa’nın yanında geçen tarihi olay daha enteresandır. Bu aile dostlukları, Paşa’nın Halep’te bulunduğu sırada başlamıştı. Paşa, bir ara hastalanmış, büyük bir dikkatle bunlar tedavisine yardımcı olmuş, dinlenmesini sağlamışlardı. Paşa, Halep de olduğu gibi burada da rahatsız olduğu için bu eski dostlarından özel bir ihtimam görüyordu. Modern konfordan çok hoşlanan paşa, yeni hayatından çok memnundu. Bulunduğu yeni evde levazım subaylarından Ali Rıza Bey de kendisini ziyaret edenler arasındaydı.                                  

Levazım subayının getirdiği haberde ülke büyüklerinden, İttihat ve Terakki’nin gözde adamlarından bir kısmının İngilizlere teslim edilerek sürülecekleri, hatta bunlar arasında Fethi (Okyar) Bey’in de bulunduğu söylentisi vardı. Tesadüf o gün de Fethi Bey, Paşa’yı ziyarete geldi. Paşa isteklerini arkadaşına anlattı. Dikkatli olmasını güvenilir bir yerde gizlenmesini tavsiye etti.                  Fethi Bey, Sadrazam Damat Ferit ile görüştüğünü bu konuda kendisine “Söz verdiğini” anlattı. Mustafa Kemal’in haberi nasıl anladığına hayret etmekle beraber işi umursamadı.                   Paşa ise ısrar ediyor. “Bu adamların sözlerine inanmamak gerektiğini” söylüyordu. Fethi Bey gece evine döndü. Gece eşi Galibe Hanım Fethi Bey’in tutuklandığını haber verdi.    Fethi Bey olayından birkaç gün sonra, Salih Fansa’nın eşi, Selma Hanım, Mustafa Kemal Paşa’yı karşıladı. Kendileri evde yokken, gayet önemli bir ziyaretçinin evlerine teşriflerini haber verdi. Bu gelen Sultan Vahdettin’in kız kardeşinin kızı Sultan (prenses) Münibe Hanım’dı. Özel ve gizli bir görevle padişah tarafından gönderilmiş bulunuyordu. Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan ile Mustafa Kemal Paşa’yla evlendirilmek isteniyordu. Sultan Münibe bu amaçla aracı olarak buraya gönderilmişti. Fakat Mustafa Kemal Paşa evde olmadığı için ev sahibi Selma Hanım ile görüşmüş o da şimdi meseleyi -olduğu gibi- Paşa’ya aktarıyordu. Selma Hanım’a göre Sultan Münibe:                           -“Beni buraya gizli olarak padişah gönderdi. Kızları Sabiha Sultan’ı Fahri Yaverleri Mustafa Kemal Paşa’ya vermek istiyorlar. Kendisine bu meseleyi söyleyiniz. Ben bir iki gün sonra gelir, sizden haber alırım” dedi.                                                                                             

Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’yı, kendi şahsi hesabına kazanmak istediği gerçek idi. Fakat meşrutiyet yeniliğini meydana getiren bazı genç subaylar gibi padişah damadı olarak hevesi Mustafa Kemal’de yoktu. Kendisin muhteşem de olsa salonlar içinde hapsedilmiş hayattan uzak tutmak istiyordu.                                                                        

Bayan Selma Fransa, Sultan Münibe’nin getirdiği haberi akşam anlattığı zaman, paşa:   

-“O halde Sabiha Sultan buraya gelsin!” dedi.

Sultan, Münibe’nin –söylediği gibi- birkaç gün sonra tekrar geldi. Paşa’nın verdiği cevap, kendisine söylendiği zaman gülerek:                                                                                       

-“Bir sultan saraydan çıkar da buraya nasıl gelir?” dedi.                                                   

Bu sırada evin zili çaldı. Birinin geldiği anlaşılıyordu ki bu Paşa’dan başkası değildi. Sultan Münibe ile yüz yüze görüşmek imkânı ortaya çıkmıştı. Paşa, sultanı nezaketle selamladı:             -“Lütfen Sultan Sabiha Hanım buraya kadar teşrif etsinler” dedi. Sultan Münibe de:         

-“Bir padişah kızı buraya ayağınıza kadar nasıl gelir?” dedi. Paşa:                                   

-“Ben ülkesi için çalışmış, başarılı olmuş bir adamım. Bundan sonra da daha büyük hizmetler yapacağımdan eminim. Sultan Sabiha Hanımı saray dışında görsem ne çıkar?” dedi.       Konuşma bir sonuca varmadan bitti. Sultan Münibe veda sırasında, Selma Hanım’a:      

-“O da olur. Sultan Sabiha Hanımı buraya getirebilirim. Fakat Paşa’nın bu konuda ciddi olduğuna emin olabilsek..” dedi. Bu da Paşa’ya bildirildi.                                                  

Bu konu aile arasında uzun, uzun görüşüldü ve tartışıldı. Paşa’nın annesi Zübeyde Hanım oğlunun padişah ve halife kızıyla evlenip saraya damat olmasını istiyordu. Bunu Fansa ailesine açtı. -“Aman siz Mustafa’yı ikna ediniz. Buna bir çare bulalım” dedi.                                     Salih Fransa, konuyu Paşa’ya açıp, annesinin düşüncesini de anlattığı zaman, paşa,           

-“Annem böyle düşünebilir ve belki duyduğu sarayın şatafatına özenebilir ve oğlu için de büyük bir gelecek görebilir. Fakat doğrudan doğruya millete hizmet nasıl sağlanır? Bu olacak şey değildir” dedi.                                                                                                            

Sultan Sabiha Hanım da bundan sonra Şehzade Ömer Faruk Efendi ile evlendirildi.[2]

 

            Selanikli Bir Kız

 

Muasta Kemal Libya’daki Derne Dobruk savaşlarından sonra İskenderiye’ye geldi. Burada daha önce tanıştığı Selanikli güzel bir kız ona,

-“Mustafa bizimkiler Selanik’i de aldılar” dedi. Bu habere çok üzülen Mustafa Kemal hiç eğlenmeden İstanbul’a döndü. Burada yetkililere Selanik’i ve Balkanları nasıl terk edersiniz. Ben Makedonya’da görevliyken Balkan Devletlerinin biraraya gelerk Osmanlı Devletine saldırmaları ihtimaline karşı buraların nasıl savunulaağıyla ilgili planlar yapmıştım. Eğer bu planlar uygulansaydı biz buraları onlara terk etmezdik” dedi.[3]

   

            Bulgar MSB nın Kızı Dimitria

 

Mustafa Kemal Sofya’da Ateşemiliter iken bir Bulgar MSBnın İsviçre’de eğitim gören kızı

           

Dimitrina ile dans ediyor. Kızın babası meşrep ve din farklılığından dolayı bu aşka engel oluyor.[4]        

 

            Doğu ve Güneydoğu Anadolulu Kadınlar

 

Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar ile ve 7/8 Temmuz 1919 gecesi Mazhar Müfit Kansu ile yaptığı konuşmada da bu konudan söz eder.  –Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki kadınların toplum içine girmemeleri dikkate alınarak- tesettürün kaldırılması ve sosyal hayata katılmaları konusunda sohbet edildi. [5]

 

 

            Avrupalı Bir Kızla Evlenmek Fikri ve Selanikli Emine

 

Albay Emin Bey ve eşi tarafından İmperial’de yemeğe davetliyim. Hanım Efendi asker kızı asker eşi ve asker kardeşi.

Yemekten sonra oturduğumuz salon dans salonunun bitişiğindeydi. Gayet zarif, latif bir genç kadın, erkeklerle dans ediyordu. Emin Bey’in eşi hanımefendi,

-“Bu hayatın bizde yerleşesi ne kadar zor” dedi.

Dedim ki:                                                                                                                                              

-“Ahlak her sosyal zümrenin anlayışına göre başka mana, başka renk, başka amaç gösteriyor gibi. Örnek bizde iffet ve ismet (Ahlak ilkelerine bağlılık) çok büyük ve çok sıkı kurallara bağlıdır. Bir Avrupalı bu kuralları tanımıyor… O bizim gözümüzde tamamen ahlaksız, onların gözünde biz tamamen vahşi… Dolayısıyla iki felsefeden birini tercih etmek gerekiyor… Asli ve tabii haline dönüş. Daha insani erkek ve kadın, tamamen hür ve bağımsız ve yaşadıkça hiçbir belirli bağımlılığa tabi olmayacak… Fakat insanlığın devamı, toplumun refahının sağlanması, genel düzenin korunması için kanunlar kurallar olacak, bunlara uyulacak.

Biz kadınlarımıza çocukluluklarından itibaren evleninceye kadar yüksekokullarda bilim öğretir, dil eğitimi yaptırırız. Evlendikten sonra bütün bu bilgiyi kocasını, ocağını süsleyip sevindirmesini de öğretiriz. Akay evleneceği yıla kadar bu eğitimi nerede vereceksiniz. Okullarda mı?

 Bu defa görgü ve eğitim ana kucağında başlar. İkincisi erkekler de böyledir. İnsan okuldan mükemmel olarak çıkmaz. Hayata medeniyete ve her şeye ait gerçek ve yoğunlaşmış eğitim, kanat ve görüşler, okuldan ve genel hayata bizzat ve fiilen katıldıktan sonra, insanlarla memleket işleriyle ilgilenerek, inceleyip bilgi sahibi olduktan sonra kazanılır. Okul eğitimi, öğretimi ve görgüsü, erkek olsun, kadın olsun, insana, genel ve ortak hayata ilk adımı atmak için bile çoğunlukla yetersizdir. Erkek gibi kadın da yürürlükteki ahlaki kurallar içinde kalarak, kadınlığını, kadınlığın mevkiini, gerçek ve ortak hayatın önemi içinde birtakım birçok hatalardan, sevaplardan sonra takdir edecek ve dengesini bulabilecektir.

Kısacası sonuç… Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım… Açılsınlar, onların dimağlarını ciddi bilim ve fen ile süsleyelim. İffeti sağlıklı olarak açıklayalım. Şeref ve haysiyet sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim.[6]                    

Mustafa Kemal, tedavi için Viyana’da iken yemekte Albay Emin Bey ve eşi, Cemal Paşa’nın biraderi Kemal Bey ve Seyfi Beyin eşi Mekrube Hanım ile tanıştı ve kadınlar ve kadın hakları konusunda sohbet etti. Mekrube Hanım:

-“Bütün genç kızlarımız biraz fazla eğitim ve öğretim gördükten sonra annelerini beğenmiyorlar… Ben buna çık kızarım. Bence anneler kızlarını kendi seviyelerinden fazlaya çıkaracak derecede eğitime devam ettirmemeliler. Varsın cahil kalsınlar” dedi. Ben:

  -“Hanım Efendi! Bu çok tabiidir. Yüksek seviyede olan, kendi seviyesinden bilgi olarak düşük olanı beğenmez. Fakat bu durumun aslında takdir edilip teşvik görmesi gerekmez mi? Her yeni yetişen kendisinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse, ancak o zaman yeni nesiller birbirinden kademe kademe yüksek seviyede bir soy zinciri meydana getirebilir ki insanlığın ilerlemesinin amacı da budur.

  Onun için kızlarımızı ve gençlerimizi fikren, ilmen maziye bağlı kalmak, belirli bir geri sınırının ilerisine geçmelerini önlemek fikrini tercih etmeliyim. Dikkatinizi çekip sizi gücendiren bunlar yalnız bizde değil, her millette böyledir.

 Zemini latifeye çevirmek için sözü değiştirdim.          

  -“Ben gençken hep Avrupalı bir kızla evlenmeyi düşünüyordum. Çünkü evlilikte uyumun sağlanabilmesi ve devam edebilmesi için olması gereken şartları inceleyip anlaşıldıktan sonra dini, milliyeti ve çevreden aldığı görgü, ahlakı, alışkanlıkları farklı iki insanın birleşmesindeki garabet kadar dikkati çeken bir şey olmadığı kolayca anlaşılıyor.

Bu arada Madam Cemal Paşa da bizim yanımıza gelmişlerdi.

Evlilik konusu üzerinde konuşuluyordu…

O anda M. Prevaurt’un yazılarından bir cümle hatırıma geldi söyledim.     

“Evlenmek bir şeydir, aşk başka bir şeydir.” Demek istiyorum ki, evlilikte aşk ve sevdanın varlığı mutlak değildir.

 Bunun üzerine Madam Cemal Paşa,

 -“Paşa ben seni evlendirmeyeceğim.

 -“Ben de zaten bu konudaki tereddütlerimi halletmeden evlenmek niyetinde değilim… Zaten 36,37 yaşında olduğumdan evlenecek zamanın da geçmiş demektir” dedim.

Mustafa Kemal Paşa kaldığı yere, Rudolfs Haf’e döndü. O gece kadınların toplum içindeki yerinden ve evlilikten söz etmişlerdi. Düşündü 37 yaşına gelinceye kadar ciddi şekilde evliliği düşündüğü anlar olmuş muydu?

         İlk aklına gelen Emine oldu. Emine, Şevki Paşa’nın kızıydı. Komşuydular… 1899-1900 yılı tatil fırsatıyla Selanik’teydi. Tatil sonuna kadar Emine’ye paşaların evinde ders verme durumu ortaya çıkmıştı. Ders sebebiyle birlikte olmaya başladıklarından beri aslında zamanın büyük bir bölümünü birlikte geçiriyorlar ve birbirlerini sevdiklerini biliyorlardı.

İlk defa Yüksek Kahve denilen gazinonun bahçesindeki kameriyelerden birinde buluşmuşlardı. Emine ilk defa bir erkekle buluşmanın heyecanı içindeydi ve pek rahat değildi. Tatil bitince sevdiği genci İstanbul’a uğurlayacaktı. Mustafa Kemal’in telli kaytan bıyıkları, derinlere dalan mavi gözleri ile son derece sürükleyiciydi. İki saate yakın konuşmuşlardı. Emine ayrılığın üzüntüsüyle evlenmekten başka çarenin olmadığını söyleyivermişti. Mustafa kemal evlenmelerinin şimdilik mümkün olmadığını açıklamıştı. Daha makul bir zamanda evlenebileceklerini söyledi. Emine aniden ayağa kalkmış, Allahaısmarladık diyerek oradan ayrılmıştı. Mustafa Kemal ne yapacağını şaşırmıştı.

 Selanik’e her geldiğinde Emine’nin evlenip evlenmediğini soruyor ve evlenmedi cevabını alınca da seviniyordu.

  Ne zaman “Eminem” şarkısını duysa içinden “Herkesin gönlünde bir Emine’si vardır” diye düşünür ve hüzünlenirdi.[7]

 

           

                        Macar Kadın

 

Mustafa Kemal Ziraat Okulu’ndan Ankara İstasyon binasındaki kendisibne ayrılan yere taşındı. Ankara’da “S” adında bir Romanyalı Müslüman subay varmış. 1. Dünya Savaşı’nda Bürkreş’e giden birliklerimize katılmış. Yanında eşim dediği güzel bir kadın da varmış. Akşamdan sabaha kadar vur patlasın çal oynasın gırla gidiyor. Eşiyle beraber Mustafa kemal’in yanında içip otnuyorlar. Bari  pencereleri kaptsalar! Halk bu evin etrafında toplanıp onları seyredip, işret ve şehvetin her türlü çığlık ve nefeslerini dinliyor.[8] 

 

            Fikriye Hanım

 

Mustafa Kemal’in arkadaşlarından birisine sordum, onlar; “Paşa’nın İstanbul’dan hemşiresi (kızkardeşi) geldi” dediler. Ben de aptal gibi inandım. Bunlarda iş patlak verdi. Kızkardeşi değil, gelen kadın Fikriye hanım adında bir metresiymiş. Bu kadın hükümet odasının yanında misafir edilmiş.[9]

 

Latife Hanım

 

Ali Fuat Paşa ile bir akşam başbaşa konuşuyoruz.  Mustafakemel Paşa’nın fuhuş hikayelerinden söz ediyoruz. O, “Ayol onun erkekliği yok. Okuldayken ve Selanik’teyken çapkınlığa giderdik. Kadınlarla uğraşır bir şey yapamazdı.” Ben hayret ettim, bunu hiç bilmezdim. Ankara’dayken de hiç kimseden duymamıştım. İbanmak istemedim. Fuhşa çok düşkün olduğunu bir binbaşının eşinden duymuştum. O, “mustafa Kemal bir ara bana dadanmıştı, herkesin ağzındaydı. Kadın hasta olmuş bana başvurdu. Çok güzel bir hanım. O bana, “mustafa kemal kadına çok düşkündür ama, bir şey yapamaz, Aleti kalkmaz, sürüştürür, sonunda dışarıya akıtır, o kadar” dedi. Bu söz Ali  Fuar da teyit etti.

Nihayet evlendiği Latife hanım, “Onun kocalık yapamadığını Fethi Bey’in eşi Galip Hanım’a anlatmış. Ben de Fethi Bey’den dinledim. Bu durumda olan kişiler değşik olumsuz yollara başvururlar…[10]

 

Latife Hanım Mustafa Kemal’den boşandıktan sonra İstanbul’a gelir ve hemen eşimi çağırır ve, “bakanlar Kurulu listesi hazırlanırken Gazi Mustafa Kemal Paşa, Dr. Rıza Nur’u yine listeye aldı. A ncak İsmet İnönü buna hemen karşı çıktı.” Ben ve Gzi ısrar ettik. İsmet de ısrar ettti ve onunla çalışmam dedi. Gazi Dr. Rıza Nur bu kadar arkadaşınız bu kadar hizmet etti. Sonra nasıl yüzüne bakarız dediyse de. İsmet olmaz dedi siz onun bana bırakın ben onu idare ederim dedi” der.[11]

İsmet paşa ile bozulan aramız düzelin ce o bana Londra bütükelçiliğini teklif etti. Ben de onun “Beni ülkemden uzaklaştırmak istemesini” beğenmediğim için bu teklifini reddetttim. O da bana “Böyle bir fikrimiz ve buna da gerek yoktur” diye cevap verdi. Bu ana kadar eşlerimiz de görüşüyordu. Latife hanım da eşimi aramamaya başladı.[12]

 Mustafa Kemal Latife Hanım’ı kanunların nüzerine çıkarak, ve kendi getirdiği Medeni Kanuna aykırı olarak Bakanlar Kurulu kararıyla boşamış. Boşanmak eşlerin rızasıyla ve kararıyla olur.

Latife Hanım eşimi aramıyordu ama İsmet İnönü’nün eşi Mevhibe Hanım ile görüşüyordu. İstanbul’a geldiğinde eşimle görüşmek istedi. Eşime boşanma olayı ile ilgili bşilgiler vermiş ve benimle de görüşmek istediğini söylemiş.

Latife Hanım boşanma olayından 2-3 gün önce kardeşi İsmail ile eşi Süreyya Paşa’nın kızı Melehat Hanım ile Ankara’ya gidip Çankaya Köşkü’nde misafir kalmışlar. Burada gördüklerini ve benim burada yazamayacağım bazı gördüklerini anlatmış. [13]

  

            Kaynaklar:

 

İlker Başbuğ

Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 1,2,3,4 Altındağ Yayınevi İstanbul 1967 

 

[1]Murat Bardakçı Osmanlı Hanedanın Sürgün Öyküsü Son Osmanlılar sf 40,41 Hürriyet gazetesi ve Matbaacılık A.Ş. İstanbul 2006   

[2]İlker Başbuğ age sf 2

[3]Niyazi Ahmet Banoğlu Nükte ve Atatürk C 1 sf 58 İstanbul 1967/Falih Rıfkı Babamız Atatürk 2. Baskı Doğan Kardeş Matbaacılık 2f 36,37 İstanbul 1966

[4]2023 Balkan Turu

[5]İlker Başbuğ age sf 95

[6]İlker Başbuğ age sf 145,146

[7]İlker Başbuğ age sf 147-149

[8]Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 3 age sf 642

[9]Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 3 age sf 641 Altındağ Yayınevi İstanbul 1967 

[10]Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 3 age sf 775,776

[11]Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 4 age sf 1272

[12]Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 4 age sf 1309

[13]Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım c 4 age sf 1356,1357