Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

YARDIM DA YARDIMA MUHTAÇ

Zeki Doğan

Zeki Doğan

“Zen merde, civan pîre, kemân tîre muhtaç./ Ebnây-ı beşer, hâsılı birbirine muhtaç.” Bu sözün açılımı şu: “kadın erkeğe, genç ihtiyara, yay oka muhtaç. Kısacası insanlar birbirine muhtaç.”

Bu sözün ana gövdesi olan yardımlaşma duygusu dinimizin emri. Zira, vicdani bir huzur için hayır-hasenat yaparak maneviyatı maddiyata hâkim kılmak da bir imtihan konusu. Dinimizde infak ve sadaka Allah’ın rızasını kazanmanın, dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmenin önemli yollarından biri.

Fakat şartları var. Öncelikle helâl kazançtan, kendi emeğinden ve alın terinden yapılmalıdır. Daha da önemlisi Allah rızası için ve karşılıksız verilmelidir. “Veren el, alan eli görmemelidir.”

Yani geçmişte şahit olduğumuz gibi, höşmerim tatlısı, köy ekmeği, peynir ve kolonya yardımı yapıp, boy boy gazete manşetlerini süslemek hiç değildir. Lütfen yanlış anlaşılmasın. Konunun eleştirel tarafı yapılan yardım değil, gizli kalması gerektiği halde alelâde ortaya dökülerek deklâre edilmesidir. Haydi, biraz daha ileriye gideyim. Yapılan yardımı manevî bir ranta dönüştürme çabalarıdır. Üstelik sadaka taşı nezaketinde yapılması gereken yardımın kendi cebinden mi, başka bir kaynaktan mı çıktığı belli değilken.

Bakara suresi 264. ayet ne diyor? İhlâsa dikkat edilmeli, gösterişe kaçarak ve dünyevî maksatlarla infakta bulunulmamalıdır.”

***

Adaleti ile tanınan ikinci İslâm halifesi Hz. Ömer (r.a.), devlet reisi iken sırtında çuvalla erzak taşıyıp kimliğini açıklamadan fakirlere verirmiş. İmam Zeynelabidin Hazretleri de aynı şekilde fakirlerin evlerine yiyecek taşırmış. Bu yardımları alan fakirler, Zeynelabidin hazretleri vefat ettiğinde artık kapılarını çalan olmayınca yardımları onun yaptığının farkına varmışlardır.

Daha birçok örnek var. Örneğin Selçuklular’la başlayıp Osmanlılarla devam eden ve güzel bir gelenek olan sadaka taşları.  Camii, çarşı ve hastane gibi sirkülâsyonun çok olduğu yerlerin tenha köşelerine dikilen bu taşların üst kısmındaki haznesine bırakılan para, altın ya da gümüşler, ihtiyaç sahiplerinin derdine derman oluyormuş. ‏Hem de alan ve vereni hiç karşı karşıya getirmeden.

Yine Osmanlı’da ramazan günlerinde hali vakti iyi olanlar, hiç tanımadıkları mahallelerdeki bakkal, manav gibi dükkânlarına girer, onlardan zimem (veresiye) defterini çıkarmalarını isterlermiş. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfaların borç toplamlarını tastamam ödeyerek “Allah kabul etsin” der, çekip giderlermiş. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezmiş.

Askıdaki ekmek de güzel bir yardımlaşma örneği. Osmanlılar döneminde ekmek fırınlarının bir köşesinde ip ile asılı olan bir sepet bulunurmuş. Hali vakti iyi olan müşteriler, kendileri için ekmek aldıklarında durumu iyi olmayan kimseler için fazladan ekmek alıp bu sepete koyarlarmış. Maddî durumu iyi olmayan kişiler bu askıdaki ekmeklerden ihtiyaçları kadar alırlarmış. Bu güzel adet halen birçok fırında uygulanıyor.

***

Günümüze gelelim.

Bir Kur’an Kursunun kapısına “Bu Kur’an Kursunun tefrişatı …… katkılarıyla yapılmıştır.” diye bir tabela asmak doğru mudur? Yani o kurum o Kur’an Kursuna katkı yapmasa tefrişat yapılamayacak mıydı?

Peki “Camiimizin dış aydınlatması …….. tarafından yapılmıştır.” diye bir uyarı şart mıdır? O kurum ya da kişiler camiinin dış aydınlatmasını yapmasa, bu ibadethane karanlığa mı gark olacaktı?

Dışarıda namaz kılanların güneşte kalmamaları ya da yağıştan etkilenmemeleri için yaptırılan tentelere “…….. Belediyesi” yazmakla amaçlanan beklenti nedir?

Örnekler o kadar çok ki…

Yardım yaptık deyip de selfi çekip sosyal medyada caka satarak takdir edilecek değil, aslında acınılacak durumlara düştük.

***

Câbir İbni Abdullah’ın (r.a) rivayetine göre, Resûlullah (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmuş:

“Her meşrû ve güzel iş sadakadır.”

Dikkat buyurunuz.

Allahın resulü “Meşru” diyor.

“Meşrulaştırılmış” değil…

***

SON SÖZ: Hz. Ömer geç vakit mumunu yakmış, evinde çalışırken bir kişi ziyaretine gelir. Fakat Hz. Ömer adamın selâmını almaz. Yanmakta olan mumu söndürüp bir başka mum yaktıktan sonra ziyaretçinin selâmına karşılık verir. Sonra der ki;

“Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle konuşmaya başladım.”

 

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
SAHTE - 26 Şubat 2020
SIFIR ATIK - 25 Şubat 2020
NAYLON, DOĞA, PARA - 24 Şubat 2020
OTOMOBİL UÇAR GİDER ! - 21 Şubat 2020
İSTİFA - 20 Şubat 2020
DÜNYA KREDİ LİGİ - 19 Şubat 2020
HEYKEL - 18 Şubat 2020
İSTİKLAİ-İ TAM - 17 Şubat 2020
14 ŞUBAT - 14 Şubat 2020
AŞKINIZ BATSIN - 13 Şubat 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ