Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

ÜNİVERSİTE “ÖZERKLİĞİ”

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

Açılımı “Yüksek Öğretim Kurumu” olan YÖK kurulduktan sonra üniversitelerde bilim, araştırma da büyük ölçüde azaldı! Ardından da özel üniversitelerin kurulması üzerine tuz, biber ekti! 1980 darbesi sonrası İhsan Doğramacı tarafından kurulan aynı zamanda YÖK’ün ilk başkanlığını da yapmış olan bu zat bir süre sonra da ilk özel üniversite olan Bilkent Üniversitesi’ni kuracaktır.

Fatih Hilmioğlu’nun rektörlüğü zamanında İnönü Üniversitesi’nde düzenlenen Eğitim Kurultayı’nda YÖK’e dair şöyle deniyor:

­-“12 Eylül döneminin yöntemleri insanları kafalarından yakalama yolunda, medyanın sağladığı olanaklardan geniş ölçüde yararlanmışlardır.

Özellikle yüksek öğrenimin 12 Eylül anlayışına uygun bir duruma sürüklenmesi amacıyla YÖK kurulmuştur.

12 Eylül sonrası uygulamaların gerçek boyutlarını bilinçlendirmek için bu dönemde bilim adamları üzerinde sürdürülmüş olan hukuk dışı uygulamaların mutlaka bilinmesi gerekir. Bütün bunların amacı, bağımsız düşünemeyen, karar veremeyen ve her zaman bir yerlere bağımlı olmak ihtiyacını duyan bir aydın (!) tipi yaratmak biçiminde özetlenebilir. 12 Eylül’ün başı Kenan Evren’e bir akademik paye verilmesi sırasında televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler, bu durumu çok iyi sergileyen bir tablo ortaya çıkarmıştı. Ekrandan görülmüştü ki Prof. İhsan Doğramacı, tören sırasında Evren’in ne zaman, ne kadar alkışlanması gerektiğini bile salonu dolduran prof’ları birtakım el hareketleri ile uyararak anlatmaktaydı.

Yüksek öğrenimin özelleşmesi, 1980 sonrasında YÖK’ün ayrılmaz parçası olarak hızla çoğalan vakıf üniversiteleri görünümünde gerçekleşmektedir.

(…) Bu nedenledir ki, özel üniversitenin kuruluşu, kamu üniversitelerinde ciddi erozyonu tahrik etmektedir.”

Fatih Hilmioğlu’nun ev sahibi olarak açış konuşmasını yaptığı, Alpaslan Işıklı’nın da katılımcılar arasında yer aldığı bu kurultay konuşmaları kitap olarak yayımlanmıştır. Meraklısı için, bu kitap Balıkesir Necati Eğitim Fakültesi kütüphanesinde bulunmaktadır.

İlk özel üniversite Bilkent’in kuruluşu ile ilgili Server Tanilli “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?” adlı kitabında şöyle diyor:

-“Anadolu üniversitelerinde öğretim üyesi sağlama amacıyla getirilen ‘rotasyon’ nesnelliğini yitirerek, bir ‘sürgün’ aracına dönüşmüş; öğretim üyelerinin seçim ve atama yöntemleri ile sık sık oynanarak, atama kararları üzerinde, ‘Demoklasin kılıcı’ haline getirilmiş; sermaye-üniversite işbirliğinin yeni bir örneği olarak, Anayasaya aykırılık pahasına, kitabını uydurulup ‘Bilkent’ adıyla bir üniversite özentisi ortaya konmuştur.”

İhsan Doğramcı Bilkent’in kurulması için 2.500.000.000.— TL. (iki buçuk milyar liralık) bağış yapıyor. Tepki, Uğur Mumcu’dan geliyor;  “Denizde kum, Doğramacı’da para!.. Son bağımsız Müslüman Türk devletine para yardımını yalnızca ABD, IMF, OECD yapacak değil ya.. Bir de Rabıta var, ayrıca bir de gayri Rabıta yani Doğramacı…
Yahu, vallahi helâl olsun adama! Dile kolay, iki buçuk milyar bu, leblebi çekirdek değil…”

Ne diyelim! Burası kapitalist dünya! Parası olanın hükmü geçiyor!
Server Tanilli “Uygarlık Tarihi” kitabında şöyle diyor:

­-“1970-1980 döneminde üniversitelerin, bu arada yüksekokulların sayısı daha da artacak; deyim yerindeyse tam bir ‘enflasyon’ başlayacaktır.

Ve doğaldır k, beraberinde yığınla sorunu da getirecektir…

Tarihi geri saralım ve 1940’lı yıllarda üniversiteleri inceleyelim. “Uygarlık Tarihi” kitabında Server Tanilli anlatıyor:

-(…)1946 yılında başlayarak, özellikle yabancı öğretim üyeleri görevlendirildikten sonra, üniversitelerin bütün fakültelerinde canlı bir araştırma dönemi başlar.

1946 yılı üniversiteler için bir başka önemli yıldır. O yıl çıkarılan yeni bir kanunla, üniversite yeni bir statüye kavuşturulur; daha da önemlisi ‘özerklik’ kabul edilir üniversiteler için.

Daha sonraki yıllarda üniversitelerin sayısı artacak, İstanbul ve Ankara’nın dışında da yayılacaktır. Ne var ki, üniversitelerin yeni bir ‘reform’a tabi tutulması gereksinmesi de ortaya çıkacaktır. İşleyişinde olsun, öğretiminde olsun, ‘demokratik’ bir üniversitenin kurulması, bütün mücadelelere karşın, bugün de gerçekleşmemiş durumda. 1973 yılında çıkarılan yeni Üniversiteler Kanunu ise, bu sorunu çözebilmiş değil, çözemezdi de… Tersine, 1946 tarihli kanunun getirdiği noktadan da gerilere atmıştır üniversiteleri.

Ve başta ‘üniversite özerkliği’ni zedeleyerek.

Aslında, düşünce özgürlüğünden yoksun bir ülkede, üniversite özerkliği ne anlam taşır?”

Üzerine düşünülmesi gereken önemli bir soru! YÖK meselesi ile ilgili son sözü de sevgili hocam Server Tanilli’ye bırakıyorum:

“YÖK, düzeltilmesi mümkün olmayan bir ‘hilkat garibesi’dir; onu olduğu gibi kaldırıp atmaktan başka çare yoktur.”

Aslında bu yazının başlığına “Bir Hilkat Garibesi” mi demeliydim, bilemedim!

             

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
İKTİSADÎ KALKINMA - 25 Eylül 2019
TÜRKİYE NE MEMLEKETİ? - 19 Eylül 2019
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi
internet haber