Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

TARİHİN DEĞERSİZLİĞİ

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

Türkiye’de tarih doğru düzgün anlatılmayınca, nereden başlayıp nereden devam edeceğini bilmek güç! Cumhuriyete dair söylenen, “yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” sözünden ibaret. Mücadelenin içeriğinden bahsedilmedi. Anadolu’daki Amasya, Erzurum, Sivas Kongresi maddeleri sadece, sınavdan geçer not almak için sadece ezberletildi. Nedir bu kongrelerde alınan kararların amacı? Bu kongrelerin masrafları nasıl karşılandı? Kimler katıldı? Öncesinde memleketin durum nasıldı? Neden Türkiye Büyük Meclisi? Neden Cumhuriyet? Cumhuriyet nedir, nasıl yönetim şeklidir? Kimin icadıdır? Demokrasi nedir? Devlet nedir? Hükümet nedir? Vatandaşın hak, sorumluluk, ödevleri nelerdir? Vatandaşın ödevi sadece seçme hakkı ile mi sınırlıdır?…

Bir İstibdat Dönemi vardı ki, tarih derslerinde sadece adı geçmiş ama detaylı bahsedilmemişti. Padişah II. Abdülhamid idi. Hani bugün bir anda parlatılan, torunlarının ortaya çıkarılıp basında hükümdara dair açıklamalarına yer verilen nam-ıdiğer II. Abdülhamid! Peki, Abdülhamid öncesi durum nasıldı? Halk ne durumdaydı? 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkış tarihi olduğunu kutlama yılı ilan edildiği için herkes biliyor; mücadelenin amacı, içeriği bilinmese de. İstibdat’a karşı da benzer hareketler var mıydı? Sorular çoğaltılabilir… Ne var ki okullardaki tarih dersleri bu soruların hiçbirine cevap vermedi, tarihi olaylar üstünkörü, alelade bir şekilde geçiştirildi. Zaten tarih dersi, iki saatlik bir seçmeli ders gibi, sadece geçer not almaktan ibaret ezberle-unut şeklindeydi. Oysa Jean-Paul Sartre, “Tarihin değeri üzerinde uzun uzadıya düşünmeli” diyor.

Ve “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!” edebiyatıyla bugünlere geldik. Bugün emekli öğretmenler şöyle bir geçmişe dönüp, çalışma dönemlerinde ne kadar verimli olduklarını bir değerlendirseler… Şevket Süreyya Aydemir’in “Toprak Uyanırsa” adlı eserinin baş aktörü öğretmen daha emekliğinin ilk başlarında böyle bir değerlendirme yapıyor:

-“…ben emekli bir emekliyim. Emekli bir öğretmen. Bir eski ilkokul öğretmeni. Yaşım ellinin üstünde. (…) galiba otuz yıl kadar çalıştım. Basit, iddiasız bir adamım. Arkada bıraktığım yıllara baktığım zaman, elle tutulur, dişe dokunur hiçbir iş yapmadığımı da biliyorum.

Emeklilikten önceki yıllarım büsbütün boşa geçti denilebilir. (…) Görevim; köyleri, mektepleri dolaşmaktı. Her sınıfa verecek nasihatler, her hocaya söyleyecek söz bulurdum. Bu nasihatlerin, bu sözlerin değeri neydi? Onlar bunlardan faydalanır mıydı? Bilmiyorum. Ama ben avunurdum…”

Her öğretmen bu muhasebeyi, özeleştiriyi yapmalı. Ama önce farkına varmak gerek! Öğretmenliğin elindeki müfredat kitaplarında olanı anlatıp, not vermek olmadığının farkına varmak! Bu farkına varış ne kadar erken olursa önemli. Ya emekli olduktan sonra, fark ederse, yukarıdaki öğretmenimiz gibi? Şevket Süreyya Aydemir bir toplum projesi olan “Toprak Uyanırsa” eseri bu konuda yol gösteriyor. Türkiye’de eğitimin aksak tarafı hakkında şöyle deniliyor kitapta:

“Gençlerin köklerinden kopmasıdır. Onları koptukları köklere, yani ailesine, köyüne, kasabasına dönmeyecek kadar aslına yabancı kalmasıdır. Koptuğu köke ilgisizlik bizde hastalık haline gelmiştir. Hatta bugün Türkiye’den, çoğu fakir ailelerden gelen binlerce doktorun, arakalarına bakmadan vatanlarını bırakıp kaçmalarını, Avrupa’dan, Amerika’dan birtakım köksüzlerin, eski Cezayir’de ‘Yabancı Lejyonu’na ücretli asker yazılmalarına benzetirim.”

Server Tanilli “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?” kitabında,  “Eğitimde sorun öğretmendir, dengeli eğitimdir, çağdaş bilgileri içeren kitaptır” diyor. Öğretmenlerin çoğu eğitim sisteminin şu son 4+4+4 sistemiyle bozulduğunu sanır belki! Ama gerçekte Türk Milli Eğitim sistemi 27 Aralık 1949’da Amerika ile Türk hükümetleri arasında imzalanan Fulbright Eğitim anlaşmasıyla yerle bir edildi ve o tarihten sonra Türk çocuklarının eğitimi “eti sizin kemiği bizim” denilerek Amerika’ya teslim edildi. Server Tanilli’nin dediği gibi, mühim olan o kapının açılmamasıydı.

Kaçı eğitim fakültesi ya da öğretmen okulunda okurken böyle bir anlaşmadan haberdardılar? Buyurun öğretmenler şimdi söz sizin! Sonuçta sizlerden de 27 Aralık 1949 Fulbright Eğitim Anlaşması’na mahkûm edilen az değil! Şikâyet etmek, basın bildirisi okumakla sorun çözülemez…

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
TEK YAPRAKLI GAZETE - 12 Nisan 2019
HİTLER ALMANYA’SI - 8 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ