Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

SU SORUNLARI İLE KARŞILAŞMAYA ADAY ÜLKEYİZ

SU SORUNLARI İLE KARŞILAŞMAYA ADAY ÜLKEYİZ

22 Mart Dünya Su Günü olması sebebiyle TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyelerinin yaptığı basın açıklamasında bulundular. Yaptıkları açıklamalarda yönetim kurulu Türkiye’nin yakın gelecekte ciddi su sorunları ile karşılaşmaya aday bir ülke olduğunu ifade ettiler.

 

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun 22 Mart Dünya Su Günü olması sebebiyle yaptıkları basın açıklamasında günün tarihçesini anlattı. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası: “Dünyada suyun öneminin giderek değer kazandığı, temiz suya erişim sorununa dikkat çekmek ve içilebilir su kaynaklarının korunup geliştirilebilmesi amacıyla 22 Şubat 1993‘te Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında 22 Mart’ın “Dünya Su Günü” olarak kutlanması önerilmiş ve bu öneri BM Genel Kurulunda da kabul edilerek ilan edilmiştir. 22 Mart 1993’ten beri suyun önemiyle ilgili bilincin ve farkındalığın artırılması amacıyla  her yıl farklı temalarla kutlanmakta olan Dünya Su Gününün 2021 yılı teması ‘Suyun Değeridir’ şeklinde açıklamalarda bulundu.

 

9 YILA KADAR YÜZDE 40 SU AÇIĞI İLE KARŞI KARŞIYA KALINABİLİR

TMMOB, düzenlediği basın açıklamasında dünyanın içinde bulunduğu koşulların devam etmesi durumunda 2030 yılına kadar yüzde 40 küresel su açığı ile karşı karşıya kalınabileceğini ifade ederek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü su tüketiminin, üretimden gelen taleplerle %400, termik enerji üretimine bağlı olarak %140 ve ev içi kullanım taleplerine bağlı olarak ise %130 artacağını dolayısıyla 2000 ile 2050 yılları arasında su talebinin küresel olarak %55 oranında artacağını öngörmektedir. Yine benzer bir çalışma, dünyanın içinde bulunduğu koşulların aynen sürmesi durumunda 2030 yılına kadar %40 küresel su açığı ile karşı karşıya kalınabileceği sonucuna varmıştır. Ülkemizde de Devlet Su İşleri verilerine göre günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, çeşitli maksatlara yönelik olarak tüketilebilecek yerüstü ve yeraltı suyu potansiyeli sırasıyla yılda ortalama toplam 94 ve 18 milyar m3 olarak belirlenmiş olup ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m3 tür. Bunun 57 milyar m3’ü kullanılmakta olup, ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1652 m3, 2009 yılında 1544 m3, 2020 yılında ise 1346 m3 olmuştur. Türkiye, kişi başına kullanılabilir su potansiyeline bakıldığında, su baskısı yaşayan ülkeler arasında yer almaktadır.”

 

SU SIKINTILARINA ADAY BİR ÜLKEYİZ

Avrupa Çevre Ajansı’nın hazırladığı raporda 2030 yılında Türkiye’nin çoğu bölgesinde ciddi su sıkıntısı yaşayacağını belirttiğini ifade eden TMMOB: “2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1.000 m3/yıl civarında olacağı ve Avrupa Çevre Ajansı’nın hazırladığı raporda da 2030 yılında Türkiye’nin pek çok bölgesinde orta ve yüksek seviyelerde su sıkıntısı yaşanacağına dikkat çekilmektedir. Bu durum, sanıldığının aksine, Türkiye`nin yakın gelecekte ciddi su sorunları ile karşılaşmaya aday bir ülke olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, su kaynaklarımızın korunmasına ve akılcı kullanılmasına dikkat edilmeli, su israfının önlenmesi amacıyla halkımız aydınlatılmalı, salma sulama yerine damla ve yağmurlama sulama modellerine ağırlık verilmeli ve teşvik edilmelidir. Ayrıca baraj gölleri ve çevresi ağaçlandırılmalı, her türlü kirleticilerin akarsu yataklarına deşarjı önlenmeli ve arıtma tesisleri kurulmalıdır. Tüm bu bilimsel teknik çalışmaların temeli olarak; bireylerin ve toplumların sağlıklı, içilebilir, temiz suya her durumda koşulsuz ve bedelsiz erişim ve tüketim hakkı, “su hakkı” “temel bir insan hakkı” olan “yaşam hakkı” olarak görülerek, suyun ticarileştirilmesinden, su kaynaklarımızın özelleştirilmesinden vaz geçilmeli, su yönetim sistemlerine sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ile halkın katılımını esas alan mekanizmalar geliştirilmelidir.

Yüzyıllar boyunca medeniyetin beşiği olarak adlandırılan bölgeler hep su havzalarının yakınında kurulmuş, suyun hayat verdiği topraklarda gelişmişlerdir. Tarih boyunca insanların ve uygarlıkların gelişiminin en önemli unsurlarının başında gelen tatlı suların araştırılması, entegre su yönetimi anlayışıyla kullanılması, ticari bir mal olarak görülmeden kamusal bir miras olarak geleceğe korunarak bırakılması yaşamsal bir öneme sahiptir. Ülkelerin doğal zenginliği olan suya olan ihtiyaç arttıkça, daha stratejik bir önem kazanmaya başlayan tatlı su kaynaklarının korunması, verimli ve planlı kullanımı ile değeri daha önemli bir hale gelmiştir” dedi.

22 Mart Dünya Su Günü olması sebebiyle TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyelerinin yaptığı basın açıklamasında bulundular. Yaptıkları açıklamalarda yönetim kurulu Türkiye’nin yakın gelecekte ciddi su sorunları ile karşılaşmaya aday bir ülke olduğunu ifade ettiler.

 

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun 22 Mart Dünya Su Günü olması sebebiyle yaptıkları basın açıklamasında günün tarihçesini anlattı. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası: “Dünyada suyun öneminin giderek değer kazandığı, temiz suya erişim sorununa dikkat çekmek ve içilebilir su kaynaklarının korunup geliştirilebilmesi amacıyla 22 Şubat 1993‘te Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında 22 Mart’ın “Dünya Su Günü” olarak kutlanması önerilmiş ve bu öneri BM Genel Kurulunda da kabul edilerek ilan edilmiştir. 22 Mart 1993’ten beri suyun önemiyle ilgili bilincin ve farkındalığın artırılması amacıyla  her yıl farklı temalarla kutlanmakta olan Dünya Su Gününün 2021 yılı teması ‘Suyun Değeridir’ şeklinde açıklamalarda bulundu.

 

9 YILA KADAR YÜZDE 40 SU AÇIĞI İLE KARŞI KARŞIYA KALINABİLİR

TMMOB, düzenlediği basın açıklamasında dünyanın içinde bulunduğu koşulların devam etmesi durumunda 2030 yılına kadar yüzde 40 küresel su açığı ile karşı karşıya kalınabileceğini ifade ederek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü su tüketiminin, üretimden gelen taleplerle %400, termik enerji üretimine bağlı olarak %140 ve ev içi kullanım taleplerine bağlı olarak ise %130 artacağını dolayısıyla 2000 ile 2050 yılları arasında su talebinin küresel olarak %55 oranında artacağını öngörmektedir. Yine benzer bir çalışma, dünyanın içinde bulunduğu koşulların aynen sürmesi durumunda 2030 yılına kadar %40 küresel su açığı ile karşı karşıya kalınabileceği sonucuna varmıştır. Ülkemizde de Devlet Su İşleri verilerine göre günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, çeşitli maksatlara yönelik olarak tüketilebilecek yerüstü ve yeraltı suyu potansiyeli sırasıyla yılda ortalama toplam 94 ve 18 milyar m3 olarak belirlenmiş olup ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m3 tür. Bunun 57 milyar m3’ü kullanılmakta olup, ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1652 m3, 2009 yılında 1544 m3, 2020 yılında ise 1346 m3 olmuştur. Türkiye, kişi başına kullanılabilir su potansiyeline bakıldığında, su baskısı yaşayan ülkeler arasında yer almaktadır.”

 

SU SIKINTILARINA ADAY BİR ÜLKEYİZ

Avrupa Çevre Ajansı’nın hazırladığı raporda 2030 yılında Türkiye’nin çoğu bölgesinde ciddi su sıkıntısı yaşayacağını belirttiğini ifade eden TMMOB: “2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1.000 m3/yıl civarında olacağı ve Avrupa Çevre Ajansı’nın hazırladığı raporda da 2030 yılında Türkiye’nin pek çok bölgesinde orta ve yüksek seviyelerde su sıkıntısı yaşanacağına dikkat çekilmektedir. Bu durum, sanıldığının aksine, Türkiye`nin yakın gelecekte ciddi su sorunları ile karşılaşmaya aday bir ülke olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, su kaynaklarımızın korunmasına ve akılcı kullanılmasına dikkat edilmeli, su israfının önlenmesi amacıyla halkımız aydınlatılmalı, salma sulama yerine damla ve yağmurlama sulama modellerine ağırlık verilmeli ve teşvik edilmelidir. Ayrıca baraj gölleri ve çevresi ağaçlandırılmalı, her türlü kirleticilerin akarsu yataklarına deşarjı önlenmeli ve arıtma tesisleri kurulmalıdır. Tüm bu bilimsel teknik çalışmaların temeli olarak; bireylerin ve toplumların sağlıklı, içilebilir, temiz suya her durumda koşulsuz ve bedelsiz erişim ve tüketim hakkı, “su hakkı” “temel bir insan hakkı” olan “yaşam hakkı” olarak görülerek, suyun ticarileştirilmesinden, su kaynaklarımızın özelleştirilmesinden vaz geçilmeli, su yönetim sistemlerine sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ile halkın katılımını esas alan mekanizmalar geliştirilmelidir.

Yüzyıllar boyunca medeniyetin beşiği olarak adlandırılan bölgeler hep su havzalarının yakınında kurulmuş, suyun hayat verdiği topraklarda gelişmişlerdir. Tarih boyunca insanların ve uygarlıkların gelişiminin en önemli unsurlarının başında gelen tatlı suların araştırılması, entegre su yönetimi anlayışıyla kullanılması, ticari bir mal olarak görülmeden kamusal bir miras olarak geleceğe korunarak bırakılması yaşamsal bir öneme sahiptir. Ülkelerin doğal zenginliği olan suya olan ihtiyaç arttıkça, daha stratejik bir önem kazanmaya başlayan tatlı su kaynaklarının korunması, verimli ve planlı kullanımı ile değeri daha önemli bir hale gelmiştir” dedi.

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete