Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

KIRMIZI ARABA

Erhan Yırcalı

Erhan Yırcalı

Bir arkadaşım dört yıldan bu yana kansere karşı yaşam mücadelesi veriyordu.

Diğer arkadaşlarımla birlikte onu ziyarete gittiğim bir gün çocukluk düşlerimizden söz ediyorduk. Arkadaşım, başını pencereye doğru çevirdi. Gözleri çok uzaklarda, sesi sitem dolu “Ben, kumandalı, kırmızı bir oyuncak arabamın olmasını isterdim hep, ama doğum günümde ne istediğimi söylersem; dileğimin gerçekleşmeyeceği korkusuyla hiç kimseye söyleyememiştim bunu. Bu nedenle de asla uzaktan kumandalı kırmızı bir oyuncak arabam olmadı.” dedi.

Arkadaşımı ziyaretimden bir kaç gün sonraydı. Çok sevdiğim dondurmayı almak için sırada beklerken birden dondurmacının vitrinindeki kırmızı oyuncak arabayı gördüm.

Yanına da bir not iliştirilmişti: “Dondurmanızı alırken vereceğimiz kuponu doldurmayı unutmayın, belki de çekiliş sonunda bu kumandalı araba sizin olabilir.”

Hemen arkadaşımın sözleri geldi aklıma. Bir kaç hafta boyunca sürekli dondurma alıp , verdikleri kuponları doldurdum. Hiç bir çekilişte de kazanamadım. Bu kırmızı arabayı mutlaka arkadaşıma almalıydım.

Dördüncü haftanın sonunda artık çekilişte kazanmaktan ümidimi yitirmiştim.

Dükkan sahibi ile konuşarak bana bu arabalardan bir tanesini satmalarını rica ettim.

Dükkan sahibi dört haftadır her gün dondurma alıp, kuponları doldurduktan sonra büyük bir heyecanla çekiliş sonuçlarına baktığımın gözünden kaçmadığını söyledi.

Ardından da gözlerimin içine bakarak: “Söyler misiniz, neden bu kadar çok istiyorsunuz bu arabayı? “diye sordu.

Gözlerimden süzülen yaşlara aldırmadan ona arkadaşımdan söz ettim. Çok etkilenmişti. “İstediğiniz oyuncak arabayı verdiğiniz adrese göndereceğim” dedi. Yazdığım çeki masanın üstüne bırakarak , büyük bir mutlulukla evime geldim.

Ertesi günü arkadaşımı ziyarete gittiğimde gözleri ışıl ışıldı. Elindeki kırmızı oyuncak arabayı göstererek küçük bir çocuk heyecanıyla: “Bak” dedi. “Bunca yıl bekledim ama nihayet dileğim gerçekleşti, hem de tam istediğim gibi !”

Ertesi günü postacı bir zarf uzattı elime. Açıp okumaya başladım:

“Sevgili Ahmet, annem ve babam da kanserdi ve ikisini de, altı ay gibi kısa bir sürede kaybettim. İkisi içinde çok çabaladım ama doğrusu dostlarımın sevgisi ve cömertliği olmasaydı hiç bir şey yapamazdım. Gerçek dostlarım olduğu için kendimi hep şanslı hissettim. Ali’de senin gibi bir dostu olduğu için çok şanslı. En iyi dileklerimle. Dondurmacı Nadir”

Dondurma dükkanının sahibiydi mektubu yazan. Benim masasına bıraktığım çek de zarfın içindeydi.

/////

NE GİYSEM?

Düğüne giderken ne giysem? Sokağa çıkarken ne giysem? Okula giderken ne giysem? Bunu mu giysem? Şunu mu giysem?

 Kadınların çoğu, hayatları boyunca günde 17 dakikalarını yani ömürlerinin altı ayını gardırop karşısında ne giyeceklerini düşünerek geçiriyormuş.

Her gün 17 dakika!!!

İnsan o sürede neler yapmaz ki? Kitap okunur, kısa bir dizi bölümü izlenir, hatta belki egzersiz yapılır. Hepsi bir yana, boş boş oturup kafanızı dinlersiniz. Anneniz size muhakkak önceden kıyafetlerini hazırla demiştir ve siz hazırlasanız bile o kıyafeti gene değiştirme ihtimaliniz çok yüksektir. Bence siz yine de klasik giysilere yatırım yapın.  Klasiklerin değerini de bilmek gerek. Beyaz tişört, siyah pantolon, mavi gömlek, siyah elbise ve koyu renk jean kimseyi yarı yolda bırakmaz. Hazırlanmak için beş dakikanız kalmış olsa bile.

Ömrünüzü ayna karşısında geçirmeyin artık, hayat çok kısa…

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi
internet haber