Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

İSTATİSTİK

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Yıllar önce Balıkesirspor‘da beraberlikler rekoru kıran bir teknik adamla röportaj yapmıştık. Konuşmasını döndürüp dolaştırıp hep aynı yere getiriyor, “benden önce gelen teknik adam şu kadar galibiyet elde etmiş, şu kadar yenilmiş. Benimse bilmem ne kadar hafta hiç mağlûbiyetim yok.”diyordu.

Teğet geçmeye çalıştığım istatistiksel veriler ikide bir önüme sürülünce ben de plâğın tersini çevirmek zorunda kaldım.

“Sen istatistik mi istiyorsun. Al sana istatistik.” dedim.

“O yerin dibine batırdığın senden önceki teknik adam evet yenilmiş. Belki de bu yenilgilerle taraftarlara hayal kırıklıkları da yaşatmış. Fakat senden daha çok puan toplamış. Yani senden daha başarılı olmuş”

***

“İstatistik mini etek gibidir; çok şeyi gösterir, ama asıl göstermesi gereken şeyi göstermez” sözü Sir Alex Ferguson‘a mal edilmiştir. Fakat bu söz aslında Fenerbahçe‘nin unutulmaz stoperi Jes Högh‘ü orta saha pozisyonundan defansın göbeğine oturtan Brondby‘nin efsane teknik direktörü Ebbe Skovdahl‘a aittir. Sözün ne derece doğru olduğu tartışılabilir. Fakat her şeye rağmen istatistikler aslında göstermesi gerekeni görmek isteyenler için eşi bulunmaz bir veri kaynağıdır.

Örneğin bir döneme damga vuran ve “Laboratuar takımı” olarak adlandırılan   Dinamo Kiev‘in efsane teknik direktörü Valeri Lobanovski, her maç sonrası futbolcularının oyun içerisindeki aksiyonlarını içeren istatistikleri kulüp tesislerine asıyormuş. Adeta makine düzeninde oynattığı takımını başarıdan başarıya koşturan Lobanovski, bir orta saha oyuncusunun bir maçta en az yüz aksiyon içinde olmasını istiyormuş.

O yılları anımsayanlar bilir. Rus futbolu teknikten ziyade güç ağırlıklı olarak bilinse de Lobanovski ile akıl ve bilime kavuşmuştu. Her maç için ayrı strateji ve taktikler üreten bu efsane futbol adamı, inanılmaz hücum organizasyonlarıyla rakiplerini darmadağın etmişti. Futbol dünyasının gelmiş geçmiş en teknik sistem hücumcularından biri olan Andriy Schevchenko‘yu geliştirip ufkunu açarak, “Rus futbolu kaba saba ve güce dayalı bir futboldur.” algısını yıkmaya çalışmıştı.

***

Charles Reep aslında bir muhasebeciydi. 1950’li yıllarda şimdikilere benzer istatistikî veriler hazırlıyordu. Aslında yaptığı analizler rakibi oynatmamak, uzun toplarla hücuma kalkmak gibi basit çözümlerdi. Fakat o ana dek kimse bunu düşünememişti. Özellikle hedefi olan kulüpler onun bu çalışmalarını önemsiyor, hatta faydalanıyorlardı.

Reep, o yıllarda gollerin büyük çoğunluğunun üç ya da üçten az pasla atıldığını tespit etmişti. Zamanın Watford teknik Direktörü Graham Taylor, onun bu tespitlerinden faydalanarak bir oyun plânı geliştirdi. Rakibi oynatmamak için pres, gol atmak için de uzun topları kullandı. Oynattığı futbol göze hoş gözükmese de sonuç alıyordu. Watford, o yıllarda attığı gollerin neredeyse tamamını maksimum üç pasta atmıştı.

Reep‘in tespitleri işe yaramıştı.

***

Günümüze gelelim. İstatistikler mi, yoksa nitelikli veriler mi ciddiye alınmalı? 2000 yılında İnönü stadyumunda oynanan UEFA Şampiyonlar Ligi 1.Tur H Grubu karşılaşmasına gidelim. Topu Barcelona oynamış, golleri Beşiktaş atmıştı.  Frank de Boer, Marc Overmars, Gerard, Simao Sabrosa, Patrick Kluivert, Rivaldo‘lu takımı 3–0 yenmişti. Sonuçta ne oldu? Beşiktaş gurubu son sırada tamamladı.

Transferini düşündüğünüz bir futbolcunun yaptığı isabetli pas sayısı mı önemli, bu isabetli pasların hangi bölgede yapıldığı, kilit pas olup olmadığı, yana ve geriye oynanıp oynanmadığı mı? Ya da bir yan bekin kaç kez hücuma kalktığını mı önemsersiniz,  ne kadar isabetli orta yaptığını mı? Herhangi bir ligde en fazla dripling yapan bir oyuncu istatistiksel verilerde en üstte olabilir. Fakat bu driplingler incelendiğinde birçoğunun oyunu yavaşlattığı ve skora etki ettiği görülürse ne olacak? İstatistikler büyük bir yanılgıya dönüşmeyecek mi?

***

Şimdilerde şu moda.  “Topla oynama oranlarında biz öndeyiz.”

İyi de topla hangi bölgelerde oynadınız? Yan pasla, geri pasla maçın yüzde 90’ında topa sahip olsanız ne çıkar?

Bakınız 21 Kasım’da İngiltere Premier Liginin 9. haftasında Tottenham,  Manchester City‘yi 2-0 mağlup ederek averajla liderliğe yükseldi. Maç sonundaki istatistikler şöyleydi.

Topla oynama Tottenham yüzde 34, Manchester City yüzde 66. Tottenham 233 başarılı pas yapmış, City 532, Totenham’ın 4’de 2 isabetli şutu var, City‘nin 22’de 5.

Maç sonunda City‘nin topla oynama oranında çok üstün olduğu şeklindeki eleştirilere Mourinho ne dedi biliyor musunuz? Buyurun dinleyin.

“Rakibe saygı duymak çok önemli. Onlar için eskisi gibi değiller diyen insanlar var ama hala Manchester City takımı orada. Topa bizden daha fazla sahip olacaklarını biliyorduk. İstatistikler umurumda bile değil. İsterlerse topu eve götürüp orada da oynamaya devam etsinler.”

***

Manchester United‘in efsane Fransız golcüsü Eric Cntona istatistik mistatistik dinlemezdi. Premier ligde oynadığı 156 maçta 70 gol 50 asistle 120 gole direkt katkı yaptı. Beyinlere kazınan en önemli sözü şuydu:

“Ben belli bir takıma karşı oynamam. Ben, yenilgiye karşı oynarım.”

***

Galibiyete 3 puan yazılan bir ligde Cantona‘nın bu kazanma hırsı, mini eteğin altındakini gösteren en güzel istatistik değil mi?

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
YAŞA(YAMA)MAK! - 31 Aralık 2020
SOKAK İSİMLERİ - 29 Aralık 2020
“VAR” MI, “YOK” MU? - 28 Aralık 2020
SANSÜR - 24 Aralık 2020
OMURGA - 21 Aralık 2020
EKMEKNAME - 18 Aralık 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete