Reklam
Reklam

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

DOLAR ÜZERİNDEN OYNANAN OYUNLAR

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

Gün geçmiyor ki dolar artmasın! Türkiye ilk kez, 6 Eylül 1946’da develüasyon yaparak TL’nin değerini dolara göre %117 oranında düşürmüştür. Bu dönemde develüsyonun ne olduğu bilinmediğinden zamanın başbakanı Recep Peker tarafından konu gizli oturumda milletvekillerine anlatılır. Milletvekillerinin çoğu, “biz bu kararın sorumluluğuna katılmıyoruz” derler. Buna karşılık Recep Peker şu ilginç cevabı verir; “Sizden bu sorumluluğa katılmanızı beklemiyoruz, izin istemiyoruz. Ama sadece haber veriyoruz.”

Türk lirası değer kaybederken Amerikan dolarının her geçen değer kazanması, paradaki bu değer artışının o ülkede yaşayan insanların refah durumunun iyi olduğu anlamına gelmiyor. Amerika da eşitsizliğin olduğu ülkelerden biri! Amerikalı ekonomist Joseph Stiglitz “Eşitsizliğin bedeli” adlı kitabında bu konuda şöyle diyor;

-“Amerikan toplumunda eşitsizlik her zaman mevcut olmakla birlikte ara gittikçe açılmaktadır. Amerika’nın en yüksek gelire sahip %1’i 2002-2007 yılları arasında ekonomide yaratılan tüm büyümenin % 65’ini, 2010’da %93’ünü ele geçirmiştir. Zenginlerin varlığı artarken orta sınıfın ve alt gelir gruplarının da varlığı artsaydı mesele yoktu. Fakat böyle olmadı. Onlar yerinde sayarken veya işlerini, varlıklarını kaybederken CEO’lar ücretlerini ortalama bir işçinin 243 katına çıkarmayı başarmışlardır.”

 

Stiglitz’in şu açıklaması da manidar;

-“Amerikan Merkez Bankası Fed bankalara neredeyse sıfır faizle borç vermiş, bankalar da bu parayı tekrar devlete veya yabancı bankalara daha yüksek faizle borç vererek milyarları ceplerine atmışlardır.”

Para basma yetkisinin kendilerine verdiği gücü itiraf ediyor ekonomik tetikçi John Perkins;

-“Para basma yetkisi bize muazzam güç verir. Böylelikle hem borç vermekte, hem borçlanmakta bir sakınca görmeyiz. Nitekim 2003 sonunda Amerika’nın dış borcu 7 trilyon dolara (kişi başı 24.000$) ulaşmıştır. Dünya doları standart para birimi olarak kabul ettiği sürece aşırı düzeydeki borç şirketokrasi için bir engel teşkil etmez. Fakat başka bir para birimi doların yerini alırsa veya Japonya, Çin gibi alacaklı ülkeler verdikleri borcun ödenmesini isterlerse o zaman her şey tepetaklak gider ve Amerika kendini çıkmazda bulur.”

 

Amerika, kimi zaman -Vietnam’da olduğu gibi- silah gücüyle bir ülkeyi hâkimiyeti almaya çalışır. John Perkins “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabında bununda sakıncalarına değinerek şöyle diyor:

-“Ben Amerikan Cumhuriyetinin sadık bir vatandaşıydım fakat bu yeni, üstü örtülü emperyalizm ile yapmaya çalıştığımız şey, Vietnam’da orduyla başarmaya çalıştığımız şeyin parasal eşdeğeriydi. Askeri müdahalenin her zaman işe yaramadığını gören ekonomistler daha iyi bir planla ortaya çıkmışlar, dış yardım kuruluşları ve yükleniciler bu planı yürütmekte becerikli hale getirmişlerdi. Sistem tıkır tıkır işliyordu: Ülkeler çoğunlukla ihtiyaç duymadıkları büyük yatırımlar için Dünya Bankası, IFC gibi kuruluşlarca ağır borç yükü altına sokuluyor, bu yatırımlar büyük Amerikan yüklenicileri tarafından gerçekleştiriliyor, ülke borçlarını ödemekte zorlanınca IMF ve ET’ler devreye giriyor, onlar başarılı olmazlarsa ellerinde sopalarıyla çakallar(CIA), en nihayetinde de silahlarıyla askerler geliyordu.”

 

 

Amerika savaşın bu tür risklerinden dolayı yardım vaatleri ile politikalarını duyurmayı, benimsetmeyi tercih eder. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sonrası Truman Doktrini kapsamında Türkiye ve Yunanistan’a yapılan yardım(!). 11 Mart 1947’de IMF üye olan Türkiye’nin 12 Mart 1947’de Truman Doktrini kapsamına alınacağı dünyaya duyurulmuştur. O dönemde, Mehmet Ali Aybar bu yardım meselesinin ne anlama geldiğini Türk halkına anlatmak için çıkardığı Zincirli Hürriyet’te Türkiye’nin durumu hakkında şunları yazıyor;

-“Amerika’nın yardım kararı ile en ziyade ilgili olan devlet Türkiye olduğu halde onun bu meseledeki vaziyeti pasiftir. Ona ne yardım isteyip istemediğini soran vardır, ne de yardıma muhtaç ve razı ise bile bu yardımı hangi şartlarla kabule hazır olup olmadığı hakkında fikrini yoklayan Amerika böyle bir yardıma kendi kendine karar veriyor, şartlarını kendisi tayin ediyor, yalnız Türkiye’ye, “sen kanını dökeceksin, ben de sana para vereceğim” demekle iktifa ediyor.”

 

Amerika’nın hedeflerini şöyle sıralıyor ekonomik tetikçi:

  • Dünyayı ve bütün kaynaklarını kendi denetimi altına almış bir Amerika
  • Amerika’nın tüm emirlerine boyun eğen bir dünya,
  • Amerika’nın belirlediği kuralları cebreden bir ordu ve
  • Amerika’nın küresel imparatorluğunu destekleyen bir uluslararası ticaret ve bankacılık sistemi

 

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
TEK YAPRAKLI GAZETE - 12 Nisan 2019
HİTLER ALMANYA’SI - 8 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ