Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

ALKIŞ

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Bilindiği gibi Corona Virüsüne karşı en ön cephelerde savaşan “sağlık çalışanlarımızın alkışlanması” yurt genelinde kitlesel etkinliğe dönüştü. Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’nın TBMM‘de milletvekillerine alkışlattığı sağlık çalışanları bu alkışların çok daha fazlasına lâyık.

En azından bugünkü tablo böyle.

Peki, dün öyle değil miydi?

Şimdi gelin sesli düşünelim.

Görüntüleme merkezlerinde ve kemoterapi ünitelerinde radyasyon altında çalışan, radyoaktivite yüklü alanlarda halk sağlığı için kendilerini bir anlamda feda eden sağlık personellerini alkışlamakta biraz geç kalmadık mı?

Bulaşıcı hastalıklar neyse de, ameliyathanelerde, kan ya da solunum yoluyla geçen hastalıkların tedavisiyle uğraşılan bölümlerde Hepatit, AİDS, şarbon tehlikesi altındaki bu kahramanları alkışlamakta biraz geç kalmadık mı?

Biyokimya lâboratuarlarında her Allahın günü çeşitli kimyasal tehlikelerle karşı karşıya kalan, ameliyathanelerdeki olası sızıntılardan fazlasıyla etkilenen doktor, anestezi personelleri ve sağlık çalışanlarımızı alkışlamakta biraz geç kalmadık mı?

Kardan yolu kapanmış bir köye erişmeye, “donma” tehlikesi altında görevlerini yapmaya çalışan doktor, ebe, hemşire ya da diğer sağlık çalışanlarımızı alkışlamakta biraz geç kalmadık mı?

Aşırı düzensiz çalışma hayatları nedeniyle kronik uykusuzluk, yorgunluk, hafıza ve konsantrasyon bozuklukları, iş kazaları, duygu-durum bozuklukları, tükenmişlik sendromu, yabancılaşma ve aile içi sorunlarla adeta akraba olan sağlık çalışanlarımızı alkışlamakta geç kalmadık mı?

***

Lütfen empati yapalım ve şu haberleri okuyalım.

“Hastayı görmeden ilâç yazamayacağını söyleyen doktor ile onu korumak isteyen öğretmen darp edildi.”

“Dişi uyuşmadığı iddiasıyla bir genç tarafından bıçaklanan doktor canını zor kurtardı.”

“Fizik Tedavi Servisi’nde görevli bir Asistan doktorun hastası tarafından boğazı jiletle kesildi.”

“Acil serviste görevli bir hemşire, iddiaya göre, serum iğnesini çıkarırken kolunda kanama oluşan hastanın oğlu tarafından darp edildi.”

“14 Mart Tıp Bayramı öncesinde özel bir hastanenin polikliniğinde bir doktor, eşi eczacı olan bir kişi tarafından darp edildi.”

“Hastanede yaşamını yitiren hasta yakınları, şifreli kapıyı zorlayarak girdikleri yoğun bakım ünitesinde görevli doktor ve 3 hemşireyi dövdü. Hasta yakınları, bir hemşirenin saçını çekip başını beton zemine vurarak bayılttı.”

“Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığım şu anda, hayatımı insanlık yoluna adayacağımı açıkça bildiriyor ve söz veriyorum.” diye yemin ederek mesleğe başlayan hekimler, dozu giderek artan sözlü ve fiziksel şiddet karşısında neredeyse mesleklerini bırakma noktasına geldiler.”

***

Sağlığımızı koruma ve kollama, sağlıklı beslenme konusunda duyarsızız.

Mecbur kalmadıkça doktora gitmeme konusunda dünya birincisiyiz.

En son aşamadaki hastalığımızın teslimiyeti altında mecburen gittiğimiz sağlık kuruluşundan hemen şifa bekleriz.

Bulamayınca da en iyi bildiğimiz magandalığı seçeriz.

Corona‘dan tırsınca ise balkona çıkıp,

Kafasını gözünü yardığımız sağlık çalışanlarını alkışlarız.

Bu ne perhiz, bu ne lâhana turşusu?

***

Empatiye devam edelim.

Acil servisteki o yoğunlukta, o hengâmede, o gürültülü ortamda hasta bakmak acaba nasıl bir şeydir?

Nöbetçi doktor olduğumuzda acaba nelerle karşılaşacağımızı biliyor muyuz?

Örneğin bir hasta öyküsü almaya kalkışsak becerebilir miyiz?

Diyelim ki hemşireyiz. Sabahın 5’inde bir hastaya pansuman yapmak, serum takmak, iğne yapmak basit bir olay mı?

Yoğunluktan çalan telefonumuzu açamayıp çocuğumuzla ya da  eşimizle birkaç dakika sohbet edecek vaktimiz olmasa ne düşünürdük?

Yemek saatlerimiz aksasa, bazen açlıktan midemize kramplar girse, yorgunluktan bîtap düşsek anlar mıydık onları?

Bayramda, seyranda, manavda, markette, berberde, kasapta ne derdi varsa uzun uzadıya bize anlatan insanlarla karşılaşsak, telefonumuz sabaha dek susmasa, bazen tatil yapamasak, bazen de tatilimizi yarıda kesip geriye dönmeye mecbur kalsak hoşumuza gider miydi?

Durup dururken trafik kazası geçiren bir hasta getirseler önümüze,   ya da bir cerrahî müdahale yapmak zorunda kalsak hangi ruh haline bürünürdük?

Muayene ettiğimiz hastalardan daha çok hasta yakınlarıyla muhatap olsak bunalıma girmez miydik?

***

Stefan Zweig .”Gerçek doktor her hasta ile yaşayıp ölendir.” demiş.

Bizim sağlıkçılarımız şiddet görmekten yaşayamıyor ki.

Hastaları için ölmeye nedenleri olsun.

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
PUZZLE - 5 Haziran 2020
HİŞŞŞŞŞT PİNOKYO! - 4 Haziran 2020
SELAM AHBAP! - 3 Haziran 2020
ALACA MESCİT - 2 Haziran 2020
HAYVANLAR ÂLEMİ - 22 Mayıs 2020
DUYAN VAR MI? - 21 Mayıs 2020
GİUNTİ’NİN KÜPESİ - 20 Mayıs 2020
BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN - 19 Mayıs 2020
BİLİM KURULU - 18 Mayıs 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ