Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

ULU BÜYÜK ŞEF VE KIRMIZI KAZAKLI ADAM

Zeki Doğan

Zeki Doğan

“Beyaz adam,  annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.

                Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur.
Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz.

                Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak…”

Bu sözlerin sahibi Şef Seattle, Suqwamish ve Duwamish kabilelerinin reisiydi. Beyazlarla muhatap olmayı çok fazla tercih etmese de, Fransız Katolik misyonerlerinin aşırı ısrarları neticesinde Hıristiyanlığı seçti. Vaftiz ismi olarak da Noah (Nuh) adını aldı.

Şef Seattle, yukarıdaki konuşmayı ABD Başkanı Franklin Pierce kendisinden toprak istediğinde yapmıştı. Daha sonra metin haline getirilen bu sözler yazıya dökülerek ABD Başkanına ulaştırılmıştı. Başkan Pierce, içtenlikle yazılan ve çarpıcı ifadeler içeren bu mektubun uzun süre etkisinde kalmış,  Washington’da saklanmasını istemişti.

***

Kızılderili Şefi Seattle’ın 1854 yılında söylediği bu sözler ancak 1970’li yıllarda anlaşılabildi. Hızlı nüfus artışıyla birlikte kendisine tatmin edici gelir kapıları açan kapitalizm, daha çok üretim, daha çok satış ve daha çok sermaye birikimi güdüsüyle doğayı tahrip etmeye başlamıştı. Soluduğumuz oksijeni üreten ormanlardan tutun da, suyu, toprağı ve havayı kirleten sanayi atıkları nedeniyle ekosistemde “İmdat” çığlıkları yükselmeye başladı. Böylelikle Şef Seattle’ın Başkan Pierce’a söylediği evrensel cümleler, duyarlı insanların kulak kesildiği bir mottoya dönüştü.

Neticede bir çevre bilinci oluştu.

Özellikle demir-çelik, petrokimya, gübre ve kağıt gibi yüksek oranlarda kirlilik üreten sektörler ile filtresiz termik santrallerin kirlettiği havayı soluyanlar, hayatlarını kolaylaştıran ürünlerin büyüsüne kapılmadan eleştirmeye başladılar. Ekosistemin bozulmasıyla ortaya çıkan küresel ısınmaya dikkat çektiler. Yavaş yavaş yaşanılmaz hale gelen Dünyayı kucaklamaya, sahip çıkmaya başladılar.

Sanayileşmenin sonucu atmosfere salınan, ısı tutma özellikleri nedeniyle nehir ve okyanusların donmasını önleyen sera gazlarının neden olduğu küresel ısınmaya dikkat çektiler.

Söz konusu ısınmanın 2 dereceye ulaşması halinde buzulların eriyerek deniz seviyesini yükseltecek olmasını,  birkaç kıtayı yutarak tarım ve hayvancılık ile birlikte yaşamı sekteye uğratacağını dillendirdiler.

Ya diğerleri ne yaptı?

Tıpkı Irvine Welsh’in Trainspotting romanında bahsettiği gibi,

Rutin hayatı seçtiler. İş buldular. İşlerinde ilerlediler. Aile kurdular. Büyük ekran bir televizyon ve bilgisayar aldılar. Çamaşır makinesi, araba, cd player, konserve açacağı edindiler. Sağlıklarına dikkat ettiler. Kolesterollerini düşük tutacak diyetler yaptılar. Kendilerini hayat sigortası poliçeleriyle sözde garanti altına aldılar. İpotekle ev alıp ömürlerinin yarısını borç ödemeye adadılar. Akşamları dev ekran TV karşısında oturup keyif çatarken oldukça mutluydular.

Fakat bu sözde mutlu anlarında ne kelebeklerin kanat çırpınışlarını,  ne de bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesleri duyabildiler.

Tıpkı Dinozorlar, Javan gergedanı, Hazar kaplanı, Tazmanya kurdu, Çizgili sırtlan, Fildişi gagalı ağaçkakan, Kuzey Pasifik balinası, Moa kuşu gibi,  Orhan Veli’nin şiirine  konu olan perde ayaklı sarı gagalı yelkovan kuşlarının soyunun tükenmek üzere olduğundan bi-haberdiler.

Çiçeklerin gürültüyle açtıklarını, dumanın topraktan gürültüyle çıktığını hiçbir zaman duyamadılar.

***

Hayrettin bey, oğlunun kendisine uzattığı hediye paketini aldığında hem şaşırdı, hem de heyecanlandı. Zira özel bir gün değildi. Pakete zarar vermemeye özen göstererek açtı. İçinden son derece şık bir kırmızı kazak çıkmıştı.

Oğluna teşekkür etti.

Daha sonra bu kazağın üretim öyküsünü öğrendiğinde sevinci daha da katmerleşti. Çünkü oğlu Atay, tekstil imparatoru babası için ürettiği bu kazağı, fabrikalarındaki atık iplerden imal etmişti.

Hayrettin bey, 04 Nisan 1922’de Kırım muhaciri Hocazade Halil Efendi (Bandırmalı çorapçı Halil) ve Zehra hanımın evlâdı olarak Bandırmada dünyaya gelmişti. Nurettin, Fahrettin ve Muzaffer (kız kardeşi) adında üç kardeşi daha vardı. Edebiyata meyilli olması yanında doğaya âşıktı.

Çorapçı Halil, ölmeden önce hisselerinin yüzde 40’ını Hayrettin’e, yüzde 30’unu Nurettin’e, yüzde 30’unu da Fahrettin’e devretti. 1956 Yılında vefat etti.

Babalarının ölümünden sonra 1962 yılında Fahrettin, 1972 yılında da Nurettin hisselerini devrederek fabrika ile bağlarını kopardı. Karaca şirketlerinin tek patronu Hayrettin Bey oldu.  Babasının 1917 yılında kurduğu işi daha da büyüttü. 1961 Yılında yurt dışına ihracat yapan ilk Türk Tekstil firması olarak adını tarihe yazdırdı.

***

Tarih 20 Eylül 1993 Pazartesi.

Cinayet masası ekipleri Tarabyadaki Çamlık Sitesi’ne geldiklerinde saat neredeyse gece yarısını bulmuştu. İhbar yapılan dairenin kapısını açtıklarında salonun tam ortasında yarım kalmış bir yemeğin artıklarıyla dolu bir masa, hemen yanı başında ise cansız bedeniyle yerde yatan bir adam görmüşlerdi. Kimlik tespitinde ölen şahsın Atay Karaca olduğu belirlendi.

Hayrettin Karaca, hala sırrı çözülmeyen oğlunun ölüm haberini aldığında üzerinde onun atık iplerle ördüğü kırmızı kazak vardı.

Acısını içine gömerek hayat yolculuğuna devam etti.

                Sanayici olmasına rağmen ezber bozan bir dünya görüşüne sahipti. “Param var ama hakkım yok. Fazladan aldığınız her bir tüketim malzemesinin doğaya bedeli var.” sözüyle dikkat çekti. Bu duruşunu havada bırakmayacak ilginç bir yaşam tarzı tarzı vardı. Eskiyen gömleklerinin manşet ve yakalarını değiştirip yeniden kullanır, ayakkabılarına pençe yaptırırdı. Ona göre gereksiz yapılan bir tüketim insanı mutlu etmez, modernizmin son durağı olan egoizm ve komfortizm’in kucağına iterdi. Aristippos’un hedonizm öğretisine tümden karşıydı.

Bu bakımdan oğlunun atık iplerle imal ettiği kırmızı kazağı çok değerliydi. Onu sırtına geçirdiği günden sonra başka kazak satın almadı. Ölünceye dek o kırmızı kazağı giydi.

***

Hayrettin Karaca, Türkiye’nin ilk özel arboretumunu (canlı ağaç müzesi)  kendi öz sermayesiyle Yalova’da kurdu. İl merkezine 5 km. mesafede Samanlı Köyü içerisinde yer alan bu cennetten köşe 13,5 hektarlık bir alanı kaplıyordu. İçini kaya bahçeleri, bitki bahçeleri, iris bahçeleri, gül bahçeleri, minyatür bitkiler, Türkiye doğumlu bonsai bitki koleksiyonları örnekleriyle donattı. Dünyanın her yerindeki botanikçiler tarafından dikkatle izlenen ve çok iyi bilinen “Karaca Arboretum”,  14.000 bitki türünü barındıran eşsiz yapısı yanında,  ülkenin tehlikedeki bitki türleri için de bir gen koruma merkeziydi.

Karaca Arboretum, Uluslararası Dendroloji (ağaçları inceleyen bilim dalı) Cemiyeti tarafından IDS Plâketi ile ödüllendirilmeye değer bulundu.

Hayrettin Karaca bununla da yetinmedi. Doğa bilincini oluşturan ve örnek köy projeleri ile alkış alan TEMA Vakfı, onun bizlere bıraktığı en büyük mirastı. Kuruculuları arasında Rona Yırcalı ve Halis Komili‘nin de yer aldığı Tema Vakfı, Balıkesirimiz için de ayrı bir gurur vesilesiydi.

Hannover Üniversitesi’nden ekoloji profesörü Franz Henrich Meyer “Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım” sözüyle Hayrettin Karaca’ya hak ettiği değeri verdi. Ayrıca Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesinin Fahri Doktora, Birleşmiş Milletler Çevre Programının ‘Global 500 Roll of Honour’ Ödülü,  Çevre Bakanlığı “Çevre Beratı”,  Uluslararası Olimpiyat Komitesi ‘Çevre Ödülü’, Uluslararası Lions Clubu ‘Melvin Jones Fellow Ödülü, Çevre Bakanlığı “Üstün Hizmet Ödülü”, ODTÜ ‘Felsefe Onur Doktorası’, Ege Üniversitesi “Fahri Doktora”sı, Milli Olimpiyat Komitesi “Fair Play” Ödülü, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı “Hoşgörü Ödülü”, Atatürk Kültür Merkezi “Şeref Üyeliği Beratı”, Kırıkkale Üniversitesi Fahri Doktora unvanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, Çevreted 97 Onur Ödülü, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi “2000 Yılının Öncüleri” ödülü, Genç Hukukçular Derneği “Yılın Yurttaşı” Ödülü, Türkiye Çocuk Dergisi “Toprak Baba” unvanı, Anadolu Üniversitesi Fahri Doktora Ödülü, BİLSES Vakfı “Çevre Ödülü”, Ankara Çankaya İzci Grubu “Yılın Doğa Dostu” Ödülü, Ankara Gazeteciler Cemiyeti “Yılın Adamı” Ödülü, Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı “1998 Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”, TBMM Onur Ödülü, Right Livelihood Award 2012(Alternatif Nobel Ödülü), Birleşmiş Milletler “Orman Kahramanı Ödülü” sahibiydi.

***

Yaşadığı birçok dram ve ailesinin başından hiç eksik olmayan kara bulutlara rağmen, kırmızı kazağı ve yakasındaki yeşil yaprak rozetiyle bütünleşen bu “Toprak Dede”, Şef Seattle’ın “Beyaz Adam” tanımına hiç uymadı.

Yeteri kadar parası olmasına rağmen toprağı ve gökyüzünü alınıp satılacak bir meta olarak görmedi.

İçinde her daim bir kelebeğin kanat çırpınışları duyuluyordu.

97 Yıllık yaşamı, binlerce çiçeğin açarken coşkusu gibi renkliydi.

Şef Seattle gibi çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar, sabahları çayırları örten buğu,  ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su için bir ömür adadı.

Modernleşme ve gelişmenin kısır döngüsü içindeki insan ruhunun çaresizlik içinde nasıl can çekiştiğinin farkındaydı. En büyük hayali temiz bir çevre ve doğaydı.

Sanayici olmasına rağmen, “Tüketim toplumunun temsilcisi olamam. Ben dünyaya tüketmeye gelmedim.” diyerek bir çığır açtı.

İşte bu nedenle “Toprak Dede” oldu.

Şimdi ise aslına döndü.

***

Son söz yine Şef Seattle’den gelsin.:

Ölü mü dedim?… Ölüm diye bir şey yoktur ki,  sadece dünya değiştirir insan.”

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOCUK KÖYÜ - 27 Şubat 2020
SAHTE - 26 Şubat 2020
SIFIR ATIK - 25 Şubat 2020
NAYLON, DOĞA, PARA - 24 Şubat 2020
OTOMOBİL UÇAR GİDER ! - 21 Şubat 2020
İSTİFA - 20 Şubat 2020
DÜNYA KREDİ LİGİ - 19 Şubat 2020
HEYKEL - 18 Şubat 2020
İSTİKLAİ-İ TAM - 17 Şubat 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Fehim DİKMEN dedi ki:

    Işıklar içinde uyusun. HARİKA bir
    İnsandı.

BİR YORUM YAZ