Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR (4)

Mustafa Koçal

Mustafa Koçal

Dünkü yazımda ordu ile iktidar arasında uyumlu çalışma olmadığını anlattım. İç hizmet kanunundaki değişiklikten bahsettim. Cemaatle mücadeleyi ordunun yaptığını da anlattım. Artık cemaatin rahat çalışabilmesi için ordunun yönetim kadrosunun değişmesi gerekiyordu. Bir evin çatı arasında bulunan el bombalarından yola çıkılarak Savcı Zekeriya Öz tarafından Ergenekon davası açıldı. Bu dava açıldıktan sonra Akıncı Üssü yakınlarındaki Zir Vadisi’nde kepçelerle bomba araması yapıldı. Silah ve mühimmat bulundu. Bu arama TV tarafından canlı yayınlandı. İstanbul’un çeşitli yerlerinde lav silahı kapsülleri ve denizde tabanca bulundu. Generaller tutuklanmaya başladı. İmzasız ve isimsiz gelen ihbar mektupları dikkate alınarak ordu personelleri gözaltına alınıyordu. Artık Ergenekon davası ordu personelleri tarafından işlenen suçlar durumuna getirildi. Atatürkçü gazeteciler, rektörler de gözaltına alınıyordu.

Ordu personelleri için neler söylenmedi. Camiler bombalanacakmış. Kendi uçağımız vurulacakmış. İktidarın önemli kişisi olan Bülent Arınç’a suikast yapacaklardı diye albaylar gözaltına alındı. Bir defa bir albay suikast yapmaz. Böyle bir düşünce olmuş olsa kendilerinin yetiştirdiği elemana suikast yaptırır. Yine Bülent Arınç Bey “iyi ki bu generaller ile harbe girmemişiz” diyerek ordu mensubu generalleri suçladı. İktidar yetkilileri “ülke bağırsaklarını temizliyor” dediler. Hatta bir bakan olan Hüseyin Çelik “ordu içerisindeki karuzatları (pislik) temizliyor” dedi. Her nerede bir olay olursa Ergenekoncular yaptı deniliyordu. Erbaa’da askerlerimize PKK militanları tarafında pusu kuruldu. 4-5 askerimiz şehit oldu. Bunu dahi “Ergenekoncular yaptı” denildi. Her taşın altından ne çıkarsa Ergenekoncular da biliniyordu. Ordu sanki Türk ordusu değilmiş gibi davranılıyordu. Sebep gayet açıktı. Cemaatin rahat hareket etmesi sağlanıyordu. Ergenekon davaları görüşülüyordu. Silivri’ye yeni bir mahkeme alanı kuruldu. Yargılamalar orada yapılmaya başlandı. İktidar ile iki sene birlikte çalışan ve emekli olan Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ silahlı örgüt kurmak, yönetmek ve darbe teşebbüsünde bulunmak suçlaması ile tutuklandı. 750 000 bin personeli olan silahlı kuvvetler elinin altında iken darbe yapmayan bir genelkurmay başkanı, emekli olduktan sonra darbe yapacak. Bunu aklı başında olan bir kişinin inanması mümkün değildir. Mahkemeye iktidar gizli tanıklar buldu. PKK’nın itirafçıları gizli tanık yapıldı. Malatya’da 33 askerimizi şehit eden Sakık, gizli tanık yapıldı. Kime karşı terörle mücadele eden orduya karşı gizli tanık yapıldılar. Bu gizli tanıklara öyle imkânlar tanındı ki insanın aklını durduracak. Ömür boyu ailesi ile bakılması, isterlerse kimlik değiştirip yurt dışına yerleşmesi, tanınmaması için estetik ameliyatı yaptırabileceği gibi imkânlar tanındı. Sanıklar lehine karar veren hâkimler hemen görevden alındı. Savcıya dönemin başbakanı kendi zıhlı arabasını verdi. Savcının heykelinin dikilmesini dahi söyleyenler oldu. Sanık durumunda olanların getirdikleri şahitler mahkemede dinlenmedi. Silivri cezaevinde yatanlara sanki esir düşman gibi muamele edildi. Bunlar kimlerdi? Bu ceza evinde yatıp orada yargılananlar Atatürkçü, cumhuriyetçi vatansever kişilerdi. Amaç ordudaki bu Atatürkçü cumhuriyetçi generalleri ihraç edip yerlerine kendi adamlarını yerleştirmekti.  Artık orduya güven %92’lerden % 60’ın altına düşmüştü. İktidarın bu olaylarda önemli rolü olmuştur. Dönemin başbakanı “ben bu davaların savcısıyım” demiştir. Ve mahkemeye her türlü imkân sağlanmıştır. Sonuçta yargılananlara çeşitli cezalar verilmiştir. Sonra anayasa mahkemesi delil olarak gösterilen CD’lerin sahte olduğunu ispatlamış ve beraat etmişlerdir. Fakat bu davaları açtıran cemaat amacına oluşmıştır. İktidarda ordu vesayetinden kurtulmuş, orduyu kendi vesayetine almıştır. Mahkeme kararı ile görevlerinden alınanların yerlerine atananlar bu ülkenin başına 15 Temmuz gibi kara bir olayı yaşatmıştır. Orduya olan güven dahi % 60’ın altına düşmüştür. Ülkede siyasetçiye, yargıya, adalete güven kalmadı ise ülkenin çivisi çıkmış demektir. Her şey tek bir kişinin ağzından çıkacak söze kalacak demektir.

Görüyor musunuz ülke nereye gitmiş?

Saygılarımla.

Türkiye laiktir, laik kalacaktır. Ne mutlu Atatürkçüyüm diyenlere! Ne mutlu cumhuriyetçiyim diyenlere! Ne mutlu laikim diyenlere! Ne mutlu Türk milliyetçisiyim diyenlere! Ne mutlu varlığım Türk varlığına armağan olsun diyenlere!

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ