Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

TÜRKİYE NE MEMLEKETİ?

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

Yıllardır “kalkındık”, “kalkınıyoruz”, “büyüyoruz”, “gelişiyoruz”, “en iyi idare bizimki” gibi söylemler… Peki, ama bir “ziraat memleketi” olan Türkiye’de cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardan bu yana köylü kalkınabildi mi? Sahiden “efendi” olabildi mi? Önce cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak rakamlara bakalım:

Köy İktisadında Nüfus:

1927 zirai tarihine göre memleketimizde: 9.216.918 nüfustan mürekkep olmak üzere 1.751.239 çiftçi ailesi vardır.

Çiftçi nüfusunun umum nispi ehemmiyeti:

Karedeniz sahilinde: %81,2

Bursa havalisinde : %75

İzmir’de: %45 Mersin’de: %34’tür.

Her çiftçi ailesine ortalama 5 nüfus isabet etmektedir.

Köy İktisadında Toprak:

            Türkiye’de her çiftçi ailesinin zerrettiği toprak miktarı ortalama: 25 dönüm.

Türkiye bilhassa ziraatla uğraşan ve ziraat meyanında bilhassa hububat (buğday, arpa, mısır) ekiciliği yapan memlekettir. Dünya buğdaycılığında Türkiye, 13.331 istihsalinden ekili sahası 3.600 (Cihan İktisadında Türkiye, Ş.S.Aydemir)

Ahmet Hamdi Başar, Atatürk’le çıktıkları yurt gezisinde halkın durumunu şöyle anlatıyor:

-“Köy gittikçe fakirleşiyor, yaşanmayacak bir hale geliyordu. Hele son dünya buhranı ile beraber mahsul ve bilhassa buğday fiyatlarının düşmesi büyük bir panik husule getirmişti. Köylü mahsulünü satarak, tohum masraflarını bile karşılayamıyor; öbür taraftan vergileri ve banka faiz ve resülmallerini (ana para), piyasa borçlarını ödemek için tazyik ediliyordu.

            Kısası şikâyetlerin köyden ve şehirden bir anda toplanarak Türkiye’nin sekiz senelik sükûnet havasında fırtınalar yaratması için Serbest Fırka’nın doğması kâfi gelmişti.” (Atatürk’le Üç Ay, A.H. Başar)

 

Serbest Fırka, Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine, en yakın arkadaşı, hemşehresi Ali Fethi Bey’e (Okyar)  kurdurulur. Serbest Fırka meselesi bu yazının konusu değil. Meraklısına, Çetin Yetkin’in “Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi Serbest Cumhuriyet Fırkası” adlı eserini öneririm. Yukarıda bahsi geçen, Serbest Fırka kapandıktan sonra yapılan seyahat Ahmet Hamdi Başar’ın bildirdiğine göre, Serbest Fırka hâdisesi memlekette idareden memnun olmayanların çokluğunu ortaya koymuş. O dönemki idare bilindiği üzere Halk Fırkası idi. Bu fırka için şöyle diyor A.H. Başar:

-“Halk Fırkası, birçok yerde menfaatçilerin elinde ve emrinde çalışıyordu. Her devirde fırkaların başına geçerek ve arasına karışarak nüfuz kazanan ve onunla geçinen profesyonel eleman, mütegallibe ve saire teşkilâtını da idare etmekteydi. Belediyelere, Ticaret Odalarına, serbest meslek teşekküllerine, hayır cemiyetlerine, hulâsa her nerede bir topluluk varsa oraya fırka namına bu adamlar burunlarını sokuyorlar; istediklerini “fırka emridir” diye seçtiriyorlar; iş başlarına getiriyorlar…” (Atatürk’le Üç Ay, A.H. Başar)

Bu adamlardan biri muhtemelen Halk Fırkası’nın kuruluş dilekçesinde de Umumi Kâtibi olarak imzası bulunan Recep Peker! Sabahattin Ali, 1947 tarihli bir yazısında; “Türkiye Recepkrasi ile idare ediliyor. “Recepkrat” bir idare vardır. Recepkrasi’nin aslı Recepos ve kralostan gelir” diyor. Recep Peker idareyi öyle uzun soluklu kurmuş ki!.. Ahmet Hamdi Başar’ın anılarından, bankalara ait şikâyetlerle devam edelim:

-“Ziraat bankaları köylüye borç para vermiyor; çiftçi eli böğründe banka kapılarında dolaşıyor; tarlasını rehin edecek, her şeyi yapacak ama, para bulamıyor. Halbuki aynı banka tüccara kredi açmaktadır. Tüccar bankadan para alıyor ve köylüye ikraz ediyor (ödünç para veriyor) . Bankanın maksadı köylüye yardım etmek, onu ihtikârcının (vurguncunun), mütegallibenin (zorba) elinden kurtarmak değil mi? İşte bu olmuyor.

            (…) İş Bankası, Osmanlı Bankası olmayan yerden %9 faizden başka %12 komisyon alıyor, diyorlar. Ziraat Bankası bile rekabet olmayan yerlerde havale için lira başına üç kuruş alıyormuş; hatta istediği zaman havale muamelesi bile yapmıyormuş…” Atatürk’le Üç Ay, A.H. Başar)

            Çağlar Keyder’in “Türkiye’de Devlet ve Sınıflar” adlı kitabında İş Bankası ile ilgili şöyle deniyor:

-“…resmen desteklenen ve özel teşebbüsün merkezi istihbarat gücücü temsil eden İş Bankası, sanayi burjuvazisine ait olması düşünülen alanları dikkatle kollamaktaydı. 1930’da, milli bankların ülke sanayi içindeki bütün iştiraklerinin %50’si bu bankaya aitti; 1937’de milli bankalardaki toplam mevduatın %38’ini elinde bulunduruyordu. İş Bankası sanayiciler ile bürokrasi arasında yumuşak geçişi sağlıyordu. 13 yönetim kurulu üyesinin tamamı milletvekiliydi…” (İletişim Yayınları, sayfa:148)

Konumuz köylü ve köyün kalkınması olduğundan, Ahmet Hamdi Başar’ın yeni baskısı olmayan, ancak kütüphane arşivlerinde bulunan anılarını okumanızı önererek şu sözlerini hatırlayalım:

-“Köylü, sırtına giyecek ve boğazına sokacak bir şey bulamıyor. Memleketi kalkınmaya götürecek manivelâ henüz hareket etmemiş duruyor. Acaba ne yapmalı? Yapılanlar eksik ve yanlış mıydı?”

Türkiye ne memleketi? Sanayi, ziraat memleketi mi, yoksa sömürgeleşmeye müsait bir memleket mi?

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
İKTİSADÎ KALKINMA - 25 Eylül 2019
TÜRKİYE NE MEMLEKETİ? - 19 Eylül 2019
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi
internet haber