Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

TELEVİZYONUN UYUŞTURDUĞU BEYİNLER!

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

Biz, yıllarca tarihi de edebiyatının önemli isimlerinin eserlerini de dizilerden öğrendik. Örneğin, “Yaprak Dökümü” Reşat Nuri Güntekin’in önemli eseri televizyon ekranlarında gösterilen bir dizi sayesinde bilindi. Dizi izlenme rekorları kırarken, Reşat Nuri’nin eserinde gerçekten anlatmak istediği neydi bilinmedi, bilinmiyor. Ama sadece tüketim toplumunda dizinin izlenme oranları, bir anda yıldızı parlayan kişiler, baştacı oluverdi. Bu, Marx’ın adına “yabancılaşma” dediği, insanların kendi doğasına, sorunlarından uzaklaştırılmak için yapılan oyun; kapitalizmin, emperyalizmin oyunu! İnsanları kendi doğasına yabancılaştırmak için kullanılan en önemli araç da televizyondur. Örneğin, güya haber kanalı olan, NTV’de, Pınar Kür, Çiğdem Anad, Müjde Ar ve Aysun Kayacı’nın aslında pek de memleket sorunlarına değinmediği, kadınca sohbet etmek için toplandıkları programda Aysun Kayacı’nın kendisinin oyunun çobanın oyuyla bir olmadığını iddia ettiği lafı hâlâ daha tekrar edilmesi de bu yabacılaşmanın göstergesi. Bunun sınıf ayrımcılığı olduğu akla gelmiyor belki. Demokrasi sandığa bir kâğıt parçası atmak sanıldığından, her seçim sonrası uzunca bir süre seçim mevzusu gündem oluveriyor! Bu biraz da 12 Eylül cuntasından dayatması. Şimdiki hukukçular değil ama bugün hayatta olmayan hukukçularımız, aydınlarımız cuntayı ve anayasasını eleştirerek bu anayasanın vatandaşı sadece oy kullanmak dışında pasif bıraktığını söylüyorlardı. 12 Eylül cuntası, demokrasiyi sadece sandıktan ibaret kıldı.  Günümüzde de, kişilerin salt oy verdikleri partiye göre “ilerici” ya da “gerici”  şu ya da bucu gibi yapılan değerlendirmeler, bakış açısı 12 Eylül dayatması “sandık demokrasi”nin hâlâ sürdüğünün somut kanıtı.

Oysa İbn-i Haldun “Mukaddime” adlı eserinde (Bu eseri II. Abdülhamid yasaklamış) tarihi şöyle tanımlıyor:

-“Tarih, yaratıkları, doğadaki durumların nasıl değiştiğini, dünya yüzünde devletlerin sınırlarının nasıl genişlediğini, güçlerin nasıl artığını, güçlerini yitip göçme dönemlerinin geldiğini bildiren belirti herkesi, uyanmaya çağırıncaya dek yeryüzünü yapılarla nasıl donattıklarını bildirir bize.”

Peki, ana akım medyada yıllarca konuşturulan kişiler, bu döngüden hiç bahsettiler mi? Nasıl değişti doğadaki durumlar, kurulan kavimler, imparatorlukların kuruluş, yükseliş yıkılış dönemlerinden yeterince bahsettiler mi? Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsetmek “gericilik” mi sanılıyor acaba? Kimi tarihçiler imparatorluktan pek bahsetmeye gerek duymaksızın, “Cumhuriyet tarihçisi” olduklarını ileri sürüyorlar. Cumhuriyeti kuranlar, başka bir ülkeden ya da gezegenden, dünyadan mı ışınlandılar acaba? İmparatorluğun tarihte hiç mi yeri yok? Dünyada pek çok imparatorluk kurulmuş, bu imparatorlukların insanlığın tarihine katkıları hiç mi olmamıştır? İbn-i Haldun’a göre tarih, “derinliğine inilerek bakıldığında tutarlı bir bakıştır. Olayların nasıl geliştiğini, inceliğiyle ortaya koymadır. Olayların “nasıl”larını, “niçin”lerini derinlemesine bilmedir. Bundan dolayı tarih, temel bilimdir.”

Derinliğine inmek” tümcesinin altını çizmek gerek. Derine inemeyen tarihçi olamaz! İbn-i Haldun kitap yazmaya nasıl karar verdiğini şöyle açıklıyor: “Ben ne zamanki tarih yazarlarının kitaplarını gözden geçirdim, ne zamanki geçmişin bugünün derinliklerine inebildim, işte o zaman gerçeği derinliklerinden çekip çıkaracak gözdeki dalgınlık ve uyuşukluğunu kaldırıp attım. Ve o zaman içimden kitap yazmayı geçirdim.”

İbn-i Haldun’un sözlerinden de anlaşılacağı üzere derinlerine inmedikçe gerçek görülemez. Ancak sandıkta kim, kime oy vermiş, kimin oyu daha değerli gibi bu tarz anlamsız laflarla boş tartışmalarla zaman boşa harcanmış olur. Bizde de yapılan bu maalesef! Güncel bir örnekle daha açıklamak gerekirse, Sonar Araştırma Şirketi sahibi Hakan Bayrakçı katıldığı bir programda, İstanbul Beşiktaş’ta yaşayanların çoğunluğunun en az lise mezunu oldukları ve CHP’ye oy verdiklerini söylemişti. CHP’nin halkın partisi değil; okumuşların, işadamların, ağaların partisi olduğu, kendi aralarında yarışma sahnesi haline geldiği bugün de hâlâ görülmektedir. Sosyolog Niyazi Berkes de, Şevket Süreyya Aydemir de kitaplarında CHP’yi bu konuda eleştirirler. Hakan Bayrakçı’nın sözlerine bu açıdan değerlendirecek olursak, CHP’ye okumuşların yönelmesi normal! Ama işçi, köylü olmadığından “halkın partisi” söylemleri boşunadır. Bu da çoğu zaman işlerine gelmese de bir gerçektir. Ama ne yazık ki, bu gibi asıl gerçekler gizlenir, ana akım medyada kim konuşturuluyorsa, onun söyledikleri dikkate alınır, hangi kitap en çok satıyorsa o kitaplar okunur ve arada çok nitelikli kitaplar da kaynar gider. Sonuçta sorunlar iyice büyür, eğitim sistemi de sorgulamayı öğretmeyi için, ana akım medyanın söz hakkı verdiği kişilerin söyledikleri “doğru” sanılır. Ve tartışma “çobanın oyuyla benim oyum bir değil!” gibi basit hal alır. Ve yabancılaşma, ötekileşme başlar. İnsanlara etiketine göre muamele edilir ve “köylü gibi” benzetmesi aşağılamak, küçümsemek için kullanılır. Okumuş insanların oy kullanma hakkını her zaman doğru kullandığı, ama köylünün, çobanın, işçinin oy kullanma hakkını doğru kullanmayı bilmediği algısı yaratılır ve “eden bulur, kendin ettin kendin buldun” gibi birtakım beddualı laflarla toplumun alt katmanlarının sorunlarına ilgisizlik başlar. Oysa okuma hakkına sahip oldu ise kişi, bu hakka sahip olamamış kişileri küçümsemek, aşağılamak yerine, onları aydınlatmalıdır. Ama ne yazık ki, Türkiye’de bu böyle değil! Bir fakülte diploması olan “kültürlü” sanılırken, hiç okuma bilmeyen “cahil” görülüyor. Okuma bilmiyorsa sorumlu kim? Kaldı ki bir ülkede herkes yüksek tahsil yapacak diye koşul yok, olmamalı!

Televizyonda konuşanları, konuşulanları bu kadar dikkate almak yerine, nitelikli kitapları araştırıp, bulup okumak gerekir. Çok okunmuyor nitelikli kitaplar, kitapçılarda da görünmez, bulunmayabilir de, ama teknoloji çağında nitelikleri kitapları araştırmak, edinmek çok zor olmasa gerek! Eski tüfek sosyalistlerden Hikmet Kıvılcımlı ve günümüz sosyalistlerinden Barış Ünlü’nün birbirine yakın şu iki görüşü durumu açıklıyor:

-“Gündelik çıkarlara bakarak yaşayanlar ne geçmişi, ne geleceği görmesi olanaksızdır.” (Hikmet Kıvılcımlı)

-“Kişi bilgi yokluğundan değil, bilgiye karşı olan ilgisizliğiyle bilgisiz kalır.” (Barış Ünlü)

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
TÜRKİYE NE MEMLEKETİ? - 19 Eylül 2019
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
TEK YAPRAKLI GAZETE - 12 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi