Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

SUYA DAİR

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Dünyamızın dörtte üçü suyla kaplı.  Fakat bunun yüzde 2,5’lik kısmı tatlı,  yüzde  97,5’lik kısmı ise tuzlu sudan ibaret. Tatlı suyun yüzde 30,8’i yer altı sularından, geriye kalan yüzde 69,2’lik kısmı ise buzullardan, akarsu, ve nehirlerden, atmosferdeki buharlardan oluşmakta.

Dünyamızın her alanda olduğu gibi tatlı su kaynakları konusunda da hakça bir paylaşım içinde olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.  Bunun da en temel sebebi iklim farklılıkları. Kuzeyde yer alan ülkelerden Kanada ve Kuzey Amerika, Avrupa  ve Asya‘nın kuzey kesimleri, Orta ve Güney Amerika ile ekvator çizgisi boyunca uzanan ülkeler bolca yağış alıyorlar. Dolayısıyla da yer altı suları bakımından dünyanın kaymak tabakasını oluşturuyorlar. Ortadoğu ve Güneydoğu Asya ise yeterli miktarda yağış alacak iklime sahip olmadıkları için dezavantajlı bölgeler olarak dikkat çekiyorlar.

BM’in verilerine göre maalesef dünyadaki 1 milyar 400 milyon kişinin temiz ve içilebilir suyu yok. Gezegenimizin yüzde 40’ına denk gelen 2 milyar 600 milyon kişi ise maalesef arıtılmamış ve sağlık açısından sakıncalı suları tüketmek zorunda kalıyor.

Bırakın salgını, koronayı moronayı. Sağlıksız suları tüketmek zorunda oldukları için kolera, ishal ve tifo gibi hastalıklarla dünyamızda her dakika 15 kişinin hayatını kaybettiği acı bir gerçek. Bunu yıl bazında değerlendirdiğimizde 8 milyon insan sağlıksız su tüketmek zorunda oldukları için maalesef göz göre göre hayatlarını kaybediyorlar.

Kimsenin çıtı çıkmıyor.

***

Hızlı nüfus artışının yaratmış olduğu su tüketimine olan talep artışının had safhaya çıkması en büyük küresel sorunlar arasında. 2025 yılında 8 milyar olması beklenen dünya nüfusunun daha çok suya ihtiyaç duyacağı ise bir başka dert. Bunun sonucunda çok yakında çıkabilecek “su savaşları” için herkes gardını almış hazır ve nazır vaziyette bekliyor.

Afrika‘da kişi başına günlük su tüketim miktarı 10 ilâ 20 litreyken,  Kuzey Amerika ve Japonya’da 350 litreyse düşünmek lâzım. Bu basit kıyaslama bile ülkeler arasındaki tansiyon artışının en büyük sebebi. Küresel ısınmanın yarattığı susuzluk problemini de üzerine koyduğumuzda oluşacak hipertansiyonun yaratacağı olumsuzlukları düşünmek bile istemiyorum.

Peki, “hal böyleyken yapılması gereken nedir?” diye bir soruya hacet var mı?  Gözlerimizi açıp etrafımıza baktığımızda tüm ulusların sahip oldukları yer altı sularını gözü gibi koruyup kolladığını, su uyusa da suları başında uyanık kaldıklarını görmüyor muyuz?

Bakınız Nil‘i bir tanrı olarak gören ve ona tapan firavunlar, “Mısır Nil’in bir armağanıdır” derlermiş. Bu bakımdan Mısır binlerce yıldır Nil üzerinde siyasi bir etkiye sahiptir. Fakat “Arap Baharı” ile birlikte gözlerini başka yöne çevirdiklerinde golü yediler.  Nasıl mı? Anlatayım.

Gelecek 30 yıl içerisinde nüfusunun ikiye katlanacağını öngören Etiyopya, artan enerji ihtiyacını gidermek amacıyla Afrika‘nın en büyük hidroelektrik santrali ve dünyanın en büyük üçüncü barajını inşa etmeye başladı.   Mısır hop oturdu hop kalktı. Çünkü bu baraj Nil‘in vefat ilânı gibi bir şeydi. Çünkü Nil‘in sularının yüzde 85’i Etiyopya dağlarından geliyordu. Önüne barajı kurunca gürültü başladı. Kısacası sudan sebeplerle oluşan gerginliğin öznesinde şu vardı. Etiyopya‘nın kurduğu baraj sonrası Mısır‘a ulaşan suyun yüzde 2 azalması bile en az 100 bin hektarlık tarlanın sulanamamasıyla eş değerdi. Bu da en az 1 milyon kişinin tarım yapamaması demekti.

***

Ülkemiz konum olarak Sibirya ve Asor yüksek basınçlarıyla, Basra ve İzlanda alçak basınçlarının etkisinde. Sibirya yüksek basıncı kışın soğuk ve karlı geçmesine sebep oluyor. Asor yüksek basıncı ise yazların çok sıcak ve kurak geçmesinin nedeni. Basra alçak basıncı sıcak ve nem, İzlanda alçak basıncı ise yağış demek.

Meteoroloji uzmanlarına göre ülkemizin bereketli topraklarına yağış bırakan en önemli etmen İzlanda alçak basıncıymış. Fakat Asor yüksek basıncı İzlanda alçak basıncını marke edip okyanustan gelen hava kütlelerinin ülkemiz sınırlarına girişini engellediğinde,  yağmura hasret bir şekilde kış ortasında baharı yaşıyormuşuz.

Ağaçların erken çiçek açmaları, arıların kış uykularından vakitsiz uyanmaları,  sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi hep bu yüzdenmiş.

Peki, bu hava akım döngüsü değişmeden yeterli miktarda yağış alamayacaksak ne yapılmalıdır? O konuda da bir “Bilim Kurulu” oluşturularak hiç vakit geçirmeden var güçle çalışılmalıdır.

Bakınız İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri yağışların Kasım ayında mevsim normallerinin yüzde 45 altında gerçekleştiğini söylüyorlar. “İstanbul’un hiç yağmur yağmaması durumunda 45 günlük suyu kaldı.” diyerek feryat ediyorlar.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ise, yaşanan kuraklık nedeniyle doluluk oranı yüzde 35’e düşen Tahtalı Barajına dikkat çekip, “Eğer hiç yağmur yağmazsa suyumuz 320 gün sonra bitecek. Üzüntüden uyku uyuyamıyorum.” diye haykırıyor.

Balıkesir’de de durumun pek parlak olduğunu düşünmüyorum. İçme suyumuzun temin edildiği İkizcetepeler Barajında doluluk seviyesi Nisan’da neredeyse %50’lere gerilemişti. Şakır şakır yağmur yağmadığına göre endişelenmek mi gerekir pek kestiremiyorum.

Sındırgı‘daki Çaygören Barajının kuruması ise bir başka sorun. Hisaralan mevkiinde hiç su kalmadığı iddia ediliyor. Pürsünler, Çaltılı mahalle kıyılarıyla Çaygören mevkiinin karşı kıyılarından Hisaralan bölgesine kadar olan alanın tarlaya dönmesi, hatta ekin ekmesine de müsaade edilmesi oldukça ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun belirtisi.

Buna rağmen hiç ses seda çıkmıyor.

Yetkililerimiz Aralık ayındaki bu yalancı bahara kendilerini kaptırmayıp, iyimserlikleriyle biz pesimistleri biraz rahatlatsalar olmaz mı?

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
YAŞA(YAMA)MAK! - 31 Aralık 2020
SOKAK İSİMLERİ - 29 Aralık 2020
“VAR” MI, “YOK” MU? - 28 Aralık 2020
SANSÜR - 24 Aralık 2020
OMURGA - 21 Aralık 2020
EKMEKNAME - 18 Aralık 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete