Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

KUYRUKLU YILDIZ VE İTİRAF

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa’nın oğluymuş. Hiç üşenmeden haldır haldır örgü örmeyi, beyaz işi, dantel, yastık işlemeyi, diğer boş vakitlerinde dondurma ve reçel yapmayı çok severmiş. Müzmin bekârmış. Hani “Şapkasız çıkmam abi” derler ya, o da dışarıya eldivensiz çıkmazmış. El sıkışmayı asla sevmediği gibi, herhangi bir kapıyı mendil ya da gömleğinin eteğiyle tutmadan açmazmış.  Çocukluğu o eski Osmanlı kadınları arasında geçmiş. Otururken güngörmüş hanımefendiler gibi ellerini dizinde ya da göğsünde kavuştururmuş. Öyle bangır bangır güldüğü hiç görülmemiş. Gülerken ağzını kapatacak kadar kibar ve ölçülüymüş. Heybeliada‘da kuş uçmaz kervan geçmez bir tepeye inşa ettirdiği köşkte, kendisi gibi hiç evlenmemiş Miralay Hulusi beyle beraber yaşamış.

Türk Edebiyatına hikâye, öykü ve roman tarzında 54 eser kazandıran Hüseyin Rahmi Gürpınar işte böyle enteresan bir adammış. Türk Sinemasının en güzel örneklerinden olan “Süt Kardeşler” filmi onun “Gulyabanî” adlı romanından uyarlanarak çekilmiş. Ha bu arada fırsat bulup iki dönem Kütahya Milletvekilliği bile yapmış.

***

Konumuz ünlü yazarın ilginç özellikleri ve edebi kişiliği değil, 1912 Yılında yazdığı “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç” romanı. Hüseyin Rahmi bu romanını 1910 yılında malûm yıldızının dünyaya çarpacağı söylentisi üzerine kurgulamış, bu sayede hurafe ve söylentilere inanan insanların cehaletlerini gün yüzüne çıkarmıştır. Özde ise eğitim ve bilime inanmanın doğru olduğunu vurgulamıştır.

Bir kadın tarafından terslenerek kuyruk acısından kıvranan roman kahramanı İrfan Galip, Kuyruklu Yıldız’ın dünyaya çarpacağını ulu orta açıklayıp kadınları korkutmuş, onların bu korku ve endişeli hallerinden haz duyarak sözde intikam almıştır. Fakat bunun neticesinde yaşanan tirajı komik olaylar, sosyolojik açıdan irdelenmeyi gerektirecek hayret ve ibret örnekleriyle doludur. Bana göre ise romanın kalbi, Kuyruklu Yıldızın Dünyaya çarparak koparacağı  sözde kıyamet öncesinde ev halkının,  komşuların, akrabaların, esnafların birbirlerine itiraflarda bulunarak helâllik istemeleri, daha doğrusu kirli çamaşırlarını ortaya saçarak kıyamet öncesinde bir iç huzur arayışına girmeleridir.   

***

Halley Kuyrukluyıldızı’nın bir dahaki dünya seferinin 2061 yılında olacağı öngörülüyor. Onu karşılamak için belki de ömrümüz vefa etmeyecek.  Fakat  Silivri ile başlayıp Elazığ, Malatya, Manisa, ve Marmaris açıklarında gerçekleşen deprem fırtınası hepimizi yeterince tedirgin ediyor. Allah ebediyete intikal eden tüm vatandaşlarımıza rahmet, geride kalanlara sabır ve selâmet versin. Böylesi acı olaylardan ülkemizi ve milletimizi uzak tutsun. Şefaati ile korusun ve kollasın.

İstanbul’da ilk deprem 5. Yüzyılda yaşanmış. Bizanslılar, işledikleri günahlar nedeniyle depremle cezalandırıldıklarına inanmışlar.

Osmanlı dönemindeki en büyük depremlerden biri 1509’da yaşanmış ve 45 gün sürmüş. “Kıyamet-i Sugra” yani “küçük kıyamet” olarak adlandırılmış. Padişah II.Bayezıd bile bir müddet sarayın bahçesinde kurulan çadırda yaşadıktan sonra, şehri terk edip Edirne’ye gitmiş.  Orada da depreme yakalanınca, “Bu zelzeleler zulüm ve fesadınızdan mazlumların ahının sebeb olduğu gazabı ilâhîdir.” diyerek vezirlerini bir güzel haşlamış.

Tıpkı Hüseyin Rahmi‘nin romanındaki gibi bir yüzleşme söz konusu yani. Bizanslılar, günahları nedeniyle depremle cezalandırıldıklarını düşünürken, Padişah II. Bayezıd vezirlerinin zulüm, fitne ve fesad ile mazlumların ahını aldıklarını dile getirmiş. Yani depremin sebebi buymuş.

Günümüzde de birçok deprem uzmanı her fırsatta bazı deprem tahminleri ve senaryoları öne sürüyor. Fakat hiçbir yüzleşme ve itiraf yok.

Örneğin, bazı müteahhitler ve inşaat şirketleri projeye göre imalat yapmadıklarını, taşıyıcı elemanların boyutlarını küçülttüklerini, yönlerinin değiştirdiklerini, bazılarını iptal ettiklerini, kolon ve kiriş birleşimlerindeki ankraj eksikliğini, etriyelerin yeterli sıklıkta yapılmadığını, kriş-kolon düğüm bölgelerinde hemen hemen hiç etriyenin bulunmadığını, donatıların kenetlenme boylarının yeterli olmadığını itiraf edebilirler.

Bazı sorumlu kişi ve kurumlar, tarım arazilerini imara açarak kısa vadede ranta sebep olduklarını, tarımsal alanlara büyük şehirler, sanayi, ticarî ve turistik tesisler kurmalarına izin verdikleri için hata ettiklerini, gelecekte insanları muhtemel bir açlık tehlikesi ile karşı karşıya bıraktıklarını, fay hattı üzerine şehirler kurulmasına göz yumduklarını, sağlıklı denetim yapamadıklarını, binaların güçlendirilmesi için proje üretemediklerini itiraf edebilirler.

Yani itirfı gereken o kadar çok şey var ki, sayfalar almaz.

Hüseyin Rahmi’nin romanı İrfan Galip ile Feriha Davut‘un Kuyruklu Yıldız altındaki izdivacı ile sonlanmış. Fakat Halley‘in korkusuyla itiraflarda bulunan o tırsık insanlar, daha sonra birbirlerinin yüzüne nasıl bakmışlar doğrusu muamma. Yani itiraf edip de birbirinin yüzüne bakamamak çok acı.

Fakat François de la Rochefoucauld‘un dediği gibi,  şayet korkularının pençesinde küçük kusurlarını itiraf edip, büyük kusurları olmadığına birbirlerini inandırmışlarsa,

Yandı gülüm keten helva.

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
EVDE KALALIM DA… - 2 Nisan 2020
KARANTİNA - 1 Nisan 2020
TEST - 31 Mart 2020
CEHALET - 30 Mart 2020
ALKIŞ - 26 Mart 2020
EŞİTLİK - 25 Mart 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ