Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

İKTİSADÎ KALKINMA

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

Kurtuluş Savaşı Türkiye’sinin tam bağımsızlık ilkesini Mustafa Kemal, en açık biçimde, Franklin Borulleri’la yaptığı konuşmasında dile getirmiştir:

-“Tam bağımsızlık demek, elbette, politika, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık, tan serbestlik demektir. Bu saydıklarımdan herhangi birinden bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlıktan yoksunluğu demektir.” (13 Haziran 1921)

           

 

1 Mart 1922 konuşmasında şöyle diyordu:

-“(…) Efendiler! Bugünkü mücahedatımızın gayesi istiklâli tamdır. İstiklâliyetin tamamiyeti ise istiklâli mali ile mümkündür. Bir devletin maliyesi istiklâlden mahrum olursa, o devletin bütün şuabat-ı hayatiyesi yaşamı [yaşamı, şubeleri] mefluç olur [felç olur]. Çünkü her devlet ancak mali güçle yaşar. Mali istiklâlin korunması için birinci şart, bütçenin iktisadi bünye ile mütenasip ve mütevazi [dengeli] olmasıdır.” 

 

            Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1924 Dumlupınar Nutku’nda şöyle diyor:

“Efendiler! Milletimiz burada belirlediğimiz büyük zaferden daha önemli bir görev peşindedir. O zaferin anlaşılması milletimizin iktisat alanındaki başarılarıyla mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, ekonomik açıdan zayıf bir yapı fakirlikten kurtulamaz, kuvvetli  bir uygarlığa, refah ve mutluluğa kavuşamaz, sosyal ve siyasal felâketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin yönetimindeki başarı da, ekonomisinde edinilen bilgiler derecesiyle uygun olur. Hiçbir medenî devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından önce iktisadını düşünmüş olmasın. Memleket ve istiklâl savunması için varlığı gerekli olan bütün kuvvetler ve araçlar ekonominin genişleme ve açılmasıyla mükemmel olabilir.”

 

            Sözler iktisadi kalkınmaya açık! Peki, ya uygulamalar? Yani iktisadi kalkınmanın sağlanacağı girişimlere adım atıldı mı? Şimdi bu sorunun cevabına yanıt aramaya çalışacağız.

 

Lozan’dan sonra bir iktisat nizamı üzerine ilk çabalar, 17 Şubat ile 4 Mart 1923 günlerinde toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde görüldü. Resmi bir niteliği olmayan, önceden kararlaştırılan bir programla da toplanmayan bu kongre, ilk Türk İktisat Kongresi oldu. Başkanlığa Kâzım Karabekir Paşa seçildi. Kongrenin açış konuşmasını Mustafa Kemal Paşa yapmıştı. Kongreye bir kısmının temsil yetkileri pek zayıf olmakla beraber, tarım, sanayi, ticaret ve işçi gurubu mümessilleri katıldı. (Ş.Süreyya Aydemir, Tek Adam Cilt 3, Remzi kitabevi) Kurtuluş Savaşı sırasında, çoğunlukla İstanbul ve İzmir’de üstlenmiş bulunan kozmopolit ticaret burjuvazisi, genel olarak ulusal hareketi tutmamıştır. Fakat zaferden sonra, bu sınıfın –tıpkı vaktiyle İttihat ve Terakki’ye yaptığı gibi– Ankara çevresini de kendi görüşüne getirdiği düşünülebilir. Örneğin, bir 1923 İktisat Kongresi’nde benimsenen liberal tutum, bu yorumun doğruluğuna tanık olabilir. (…)  Bütün Türkiye’nin ziraat, sanayi, ticaret ve işçi zümrelerinin seçilmiş 1135 delegenin katıldığı İzmir İktisat Kongresi’nde, tamamıyla kapitalizme özenti havası ağır basmıştır. Gümrük himayesi, sanayi kredisi, ucuz nakliyat tarifesi ve teknik öğretimin geliştirilmesi yolunda temenni mahiyetini taşıyan kararlar alınmıştır. Bununla birlikte, Aydınlık çevresinden gelen önerilerin bazıları da, öteki zümreler için kabul edilenlerin belki onda biri olan “İşçi Gurubunun İktisat Esasları” arasında yer almamıştır. (Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar -1- [1908-1925], BDS yayınları)

Şevket Süreyya Aydemir’e göre, verimli bir milli iktisadın gelişmesi lâzımdı. Devlet kolunda da bütçe kanalıyla yatırımlara imkân verecek bir gelir kaynağının teşekkülü ve yatırımları kontrol edecek ve “Milli Plan Fikri ve Teşkilâtı” gerekiyordu. Halbuki 1923-1930 arasında liberal iktisadi düşünceler böyle çok cepheli bir milli iktisat siyasetinin belirlemesine engel oluyordu. Hele iktisadi karakteri itibariyle yeni Anayasa (1924) liberal bir yapıya sahipti. Oysa bu kanunun yapıldığı sırada dünya, artık parçalanmıştı. Batıda, liberalizm, buhranlarını yaşıyordu. Doğuda sosyalizm devletleşmişti. (İkinci Adam, Cilt 1, Remzi Kitabevi)

Mehmet Ali Aybar’a göre; Türkiye halkı bir Kurtuluş Savaşı kazanarak varlığını korumuştu. Ve savaş yıllarında Birinci Büyük Meclisi ve Mustafa Kemal asıl düşmanın emperyalizm ve kapitalizm olduğunu açıklamıştı. Ne var ki, zaferden sonra sosyalizme geçilmemiş, sömürüye dayalı devletçi bir sistemle özel girişimcilik desteklenmiş, devlet hazinesinden beslenmiş, kısacası kapitalizm benimsenmiştir. (Türkiye İşçi Partisi Tarihi, İletişim Yayınları)

Ve 29 Ekim 1929’da patlayan buhranla birlikte, kalkınma ümitlerini liberal iktisada bağlayan ülkeler gibi buhranın olumsuz etkilerinden Türkiye de etkilenmiştir!

Vedat Nedim bir yazısında şöyle diyor:

-“Bugün Anadolu erlerinin uğruna kan döktükleri siyasi istiklâl, siyasi hürriyet ancak ve yalnız iktisadi bir temel üstünde kurulabilir… Eğer Türkiye ilmi manasiyle, istihsal memleketi olmazsa, siyasi istiklâl uğruna dökülmüş, dökülen ve dökülecek olan kanlar, millet ve insanlığa karşı günah…”  (Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar -1- [1908-1925], BDS yayınları)

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
HEP LAF - 15 Kasım 2019
NUTUK NE ANLATIR? - 26 Ekim 2019
İKTİSADÎ KALKINMA - 25 Eylül 2019
TÜRKİYE NE MEMLEKETİ? - 19 Eylül 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi
internet haber