Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

HOROZ ŞEKERİ

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Siyasi partilerin ve küresel şirketlerin başarı öykülerinin arka yüzlerinde bizler tanımasak da; bulundukları yapıya kattıkları düşünsel zenginlikleri asla yadsınmayacak gizli kahramanlar mevcuttur. Yabancılar bunları tanımlarken kısaca  “The men in grey suits” derler.

Yani “Gri takım elbiseli adamlar.”

Bunların en önemlileri metin yazarlarıdır. Partilerinin ya da şirketlerinin hedeflerini ve misyonunu dış dünyaya aktararak hedef kitleleriyle entegrasyonu sağlarlar. Örneğin bir siyasi parti lideri konuşurken kürsünün sağ ve sol yanına yerleştirilen prompterlerden akan konuşmaları kaleme alanlar işte bu metin yazarlarıdır.

Hani opera veya tiyatro oyunlarında seyircilerin göremeyecekleri yere konuşlanıp başlangıç ve bitişleri, ne kadar zamanın kaldığını ve hangi oyuna geçileceğini bildiren, yerine göre de oyunculara söylemesi gerektiği sözleri fısıldayarak anımsatan suflörler gibi.

Konuya siyaset penceresinden baktığımızda prompterlerin hakkını da yemeyelim. Kelime olarak “Elektronik Suflör” anlamına gelen prompterin karşısına geçen her lider, metin yazarlarının kaleme aldığı ekrandan akan ifadeleri sanki irticalen konuşuyormuşcasına hedef kitlelerine aktarırıyorlar. Ara sıra prompter kazaları yaşansa da, konuşmalarını jest ve mimikleriyle destekleyip sempatizanı oldukları kitleleri harekete geçirebiliyorlar. Hatta iyi bir hatip izlenimi dahi yaratabiliyorlar.

***

Peki, yerine göre gri takım elbiseli adam, çoğu zaman sosyolog ya da psikolog, bazen de kısaca “metin yazarı” olarak tanınan perde arkasındaki ağır işçiler ne mi yaparlar? Sokağın nabzını tutarlar. Çarşıda, pazarda, kahve köşelerinde ve toplu taşıma araçlarında her daim bizle beraberler. Konuştuklarımızı not ederler. “ben olsam…” diye başlayan çözüm önerilerimizi saçma da olsa büyük bir dikkatle dinlerler. Var olanla önerilenler arasında bir sentez oluşturmaya çalışırlar. Biz onları tanımasak da onlar bizleri çok iyi tanırlar. Güdülecek politikalarda halkın ortak sesini gündeme taşıyıp yeni söylemler ve eylemler plânlarlar.

Metin yazarları bir puzzle gibi parçadan bütüne doğru giden ekip çalışmasının güzel örnekleridir. Fakat hizmet ettikleri siyasi partinin politikalarını ya da görüşlerini benimsemek zorunda değillerdir. Sonuçta profesyonel bir hizmet ifa ederler. Karşılığını da alırlar.

Dünyada neredeyse tüm liderlerin metin yazarları olduğu bilinmektedir. Fakat metin yazarlarını liderlere akıl veren, politikalarını yönlendiren, şekillendiren, tasarlayan, kaleme alan ya da uygulatan birileri olarak algılamak da yanlıştır. Onlar sadece liderlerini takip ederler.  Gözlerini kapatıp görevlerini yaparlar.

***

Eski siyasetçilerimiz çok şanssızmış. Onların dönemlerinde prompter neyim yokmuş. Bu nedenle gaf üstüne gaf yapıyorlarmış.

Örneğin Deniz Baykal gibi, “Füzelerle savaş kazanabilirsiniz, ama füzelerin üzerine oturamazsınız.” diyebiliyorlarmış. Metin yazarları çok yetersizmiş. Hiç işgale uğramayan Amasya‘nın kurtuluş yıldönümü için metin yazıp liderlerini bilmeden de olsa tongaya düşürebiliyorlarmış.

Süleyman Demirel gibi, “Ege bir Yunan gölü değildir, Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh Ege bir göl değildir.” diyerek mizahın konusu olabiliyorlarmış. “Türkiye’de petrol vardı da, tankerlerin hortumuna ağzımızı dayayarak biz mi içtik?” diyebiliyorlarmış.

(Haşa) Cenabı Allah’ı bizlere emanet eden liderler bile çıkmış. Zeytinburnu’nda halka hitap ederken dili sürüp, “zeytinburunlular” diyerek komik durumlara düşmüşler. Muhalefet liderine istikrarsız diyeceğine yanlışlıkla, “iktidarsız” diyenlere rastlanmış. Mübarek Kurban Şeker Bayramımızı!.. kutlayanlardan tutun da, Samsun’da konuşurken, “Merhaba Antalya” diyenler hiç de az değilmiş.

Oysaki promter olsa Boğazlıyan Kaymakamına “Boğazlanan Kaymakam” derler miymiş? Halktan, “Kırat’ın yemini verecek misiniz?” diyerek oy isteyip “Vereceğiz.” yanıtı aldıktan sonra “Biz de sizin yeminizi vereceğiz.” diye karşılık verirler miymiş. “Bu Ramazan sesleri semalarımızdan hiç gitmesin diye bize oy verin!” diyecek kadar şaşırırlar mıymış. “Burdur’a Şeker Fabrikası açacağım.” lafının ettikten sonra danışmanının, “Efendim zaten Burdur’da Şeker Fabrikası var.” uyarısıyla patinaj yapıp, “İkinci Şeker Fabrikasını açacağım!” diyerek olmayacak vaatlerde bulunurlar mıymış? Postacıları selamlarken, “Merhaba Asker” diye haykırırlar mıymış?

Seçim kampanyaları bile ilginçmiş. Örneğin Erdal İnönü, “Balonu Patlatın” sloganıyla bir seçim süreci başlatmış.  Bu söylemle Turgut Özal‘ın aslında balon olduğunu ima etmiş. Halka kısa ve öz olarak “Özal balonunu patlatın” mesajı vermiş. Fakat Turgut Özal durur mu?  Hemen cevabı yapıştırmış. “Erdal çocuk gibi balonlarla oynayacağına fizik problemi çözsün. Daha hayırlı olur.”

***

Eskiden promter yoktu. Hatalar da çoktu.

Fakat hoş karşılanırdı.

Çekişmeler ve atışmalar dahi sempatikti.

Gülümsetirdi.

Her eleştiri olgunlukla karşılanırdı.

Turgut Özal, çizilen karikatürlerine tepki göstereceğine çerçeveletip duvara asardı.

Zeki-Metin ve Levent Kırca‘nın siyasi hicivleri kimseleri kızdırmazdı.

Bir çok lider, en sert eleştirileri yapan sanatçıların en zor anlarında yardıma koşarlardı.

***
Ne güzel günlerdi.

Horoz Şekeri gibi eriyip bitiverdi.

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
YAŞA(YAMA)MAK! - 31 Aralık 2020
SOKAK İSİMLERİ - 29 Aralık 2020
“VAR” MI, “YOK” MU? - 28 Aralık 2020
SANSÜR - 24 Aralık 2020
OMURGA - 21 Aralık 2020
EKMEKNAME - 18 Aralık 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete