Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

FİDANLAR VAR OLMALI!

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Orman Genel Müdürlüğü‘nün verilerine göre halen devam etmekte olan, kontrol altına alınan ve söndürülen orman yangınlarına baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.  Ülkemiz maalesef cayır cayır yanıyor. Resmi verilere göre her yıl 8 ilâ 10 bin hektarlık bir orman alanının yanarak kül olduğuna üzülerek şahit oluyoruz. 2019 Yılında çıkan orman yangını sayısı 2 bin 688. Yanan orman alanlarının toplamı ise 11 bin 332 hektar. Olayın ciddiyetini daha da iyi anlayabilmemiz için 15 bin 417 futbol sahasını yan yana koyduğumuzu varsayalım. İşte o kadarlık bir orman alanına geçtiğimiz yıl ne yazık ki veda etmişiz.  Üstelik bu yangınların yarısının nedeni faili meçhul olarak kayıtlara geçmiş. Diğerlerinin nedenleri ise sigara ve mangal, yıldırım düşmesi gibi doğal nedenler, ihmal ya da kaza, en önemlisi de kasıt.

Kasıt denince akla hemen şu soru geliyor. “Ormanlar acaba rant için mi yakılıyor?” Olaya Orman Bakanlığı cephesinden bakıldığında öyle bir durum söz konusu bile değil.  Basın ve Halkla İlişkiler Biriminin ifadesiyle, “Orman yandıktan sonra yerine otel olacak iddiaları bir şehir efsanesi.” Zaten Anayasa’mızın 169. Maddesine göre yanan orman alanları hiçbir koşulda imara açılamıyor. Yanan bu alanların yeniden ormanlaştırılması gerekiyor.

Buyurun hep birlikte okuyalım. “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz…”

TCK’nun “Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu” başlıklı 170. maddesi de benzer hükümler içeriyor. Şöyle ki;“Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;  a) Yangın çıkaran,  b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan, c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişi altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”

TCK’nun “Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması” başlıklı 171. Maddesinde ise, “Taksirle;  a) Yangına,  b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına,  neden olan kişi, fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denilmektedir.

Tüm bunlara rağmen, cennet ilçemiz Ayvalık‘ın gözbebeği Ayvalık Adaları Tabiat Parkı içinde başlayan,  fırtınanın etkisiyle hızla yayılan orman yangınının ardından Ayvalık Belediye  Başkanı Mesut  Ergin şöyle konuşmuştu.  “Bu alanın bir karışını bile aç gözlü rantçılara teslim etmeyiz.” Zaten böyle bir şey kanunen mümkün olmasa da, sayın Ergin‘in söyleminde ciddi bir endişenin hakim olduğu alenen ortada.  Bu konuda kötü örnekler de yok değil hani. Fakat yangın söndürme çalışmalarını yerinde izleyen Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz‘ın  konu hakkındaki sözleri de önemli.  Diyor ki; “Şeytan Sofrası ve Badavut mevkisinde olan hasarlarımızı en hızlı bir şekilde tespit ederek yanan yerlere ağaç dikeceğiz inşallah.” Kanuna ve vicdana yakışan, yani doğru olan da bu değil mi?

***

Şimdi isterseniz kafalarımızdaki soru işaretleriyle yüzleşelim. Ormanların içinde yeterli kapasiteye sahip su depolama sistemleri bulunuyor mu? Yangının oluşmasını engelleyecek önlemler vakti zamanında alınıyor mu? Yangına müdahale personeli ve vatandaşların yangın konusundaki eğitimleri yeterli mi? Örneğin mangal keyfi yapıp ateşi ortalık yerde bırakıp giden, içtikleri sigaraları ormanın içine savuran, kırdıkları şişelerin orman içinde yangına sebebiyet vereceğini düşünemeyen magandalar önceden uyarılıp eğitiliyor mu? Yangınla mücadele için yeterli personel var mı? Görevli personeller görev alanları içerisindeki coğrafyayı iyi tanıyorlar mı? Yeterli teknolojik donanım mevcut mu? Yangın söndürmeye yönelik uçak ve helikopterlerimiz yeterli mi?

Bu sorulara şayet “Evet” yanıtı verebiliyorsanız, 2019 yılında 11 bin hektar orman niye yandı? “Hayır” diyorsanız da bu konudaki eksiklikler neden giderilmedi?

***

Zeytin ağacının anavatanı Anadolu’nun  Kahramanmaraş, Hatay ve Mardin üçgeniydi. Zeytin cenneti yörelerimiz ağırlıklı olarak  Balıkesir, İzmir, Bursa, Aydın, Muğla, Çanakkale, Hatay ve Manisa‘ydı. Buna rağmen dünyadaki zeytin dikim alanlarında 2011 ilâ 2014 yılları arasında 9,3’lük payla İspanya, Tunus, İtalya ve Yunanistan‘ın gerisinde kaldık. İspanya‘nın zeytin dikim alanındaki dünya payı kaç biliyor musunuz? Yüzde 25,1

2012–2016 yılları arasında dünyadaki zeytinyağı üretiminde İspanya yüzde 41’lik üretim payıyla dünya lideri olurken,  biz 5,8’lik üretim payıyla Suriye‘nin dahi gerisinde kalıp 6. olduk. Zeytinyağı ihracatında 4,9 ihracat payıyla bırakın İspanyayı, İtalyayı, Tunus ve Portekiz‘in gerisinde kaldık.

Sorsanız 2000’li yılların başında 100 milyon olan zeytin ağacı varlığımız 2015 yılı itibariyle 170 milyon seviyesine ulaşmış. İyi güzel de, turistik alanların içerisinde, yakınında ya da çevresindeki o mübarek ağaçların bir bir kesilerek yerlerine turistik tesisler ya da konutlar inşa edilmeleri de şehir efsanesi mi? 1000 yaşına kadar yaşayabilen, hatta 3000 yaşına dek yaşadıkları tespit edilen zeytin ağaçları daha hayatlarının baharında acımasızca yok edilmedi mi? Dikilenleri anladık da, kesilenler acaba kaç adet.

***

Orman yangınlarının neredeyse yarısına “faili meçhul” ibaresi düşülmesine hayret etmeyenler, zeytin ağaçlarını katledip açılan alanlara bina inşa edenlerin faili meçhul olmadıklarının acaba farkındalar mı? Orman yangınları büyük felâket de, zeytin ağaçlarını yok etmek ne? Ormanlar yanarken ağlayanlar, zeytin ağaçları kesilirken nasıl da deniz, güneş ve mehtaba bakıp mutlu olabiliyorlar? Binaların ömürleri 60-70 yıl. Kesip yok edilen Zeytin ağaçlarının ömrü ise en az bin yıl. Yani Nazım boşuna mı demiş, Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.” diye. Bu güzel fidanlar var olacak ki, barışmak için dallarımız olsun.

***

Yaşamak aslında tıpkı Atilla İlhan‘ın dediği gibi,” türkü söyleyip zeytin toplayanları seyretmekti.” Betonların içindeki sığınaklarında küstüm çiçekleri gibi ömür tüketenler hey!

Sizinki de yaşamak mı yahu?

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ASKI! - 20 Ekim 2020
ÇORAKLIK… - 19 Ekim 2020
MASA VE KASA! - 14 Ekim 2020
SANDIK - 12 Ekim 2020
PİYANGO - 9 Ekim 2020
İSTİKLAL MARŞI - 8 Ekim 2020
AFORİZMALAR - 7 Ekim 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ