Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

EKMEKNAME

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Ateşin bulunmasıyla ekmeğin icadı arasında bir paralellik olduğu kesindir.  Zira yaygın bir inanışa göre ilk insanlar suyla ıslattıkları ve kendi haline bıraktıkları buğday kırmasında gözenekler oluştuğunu fark ettiklerinde süreç başlamıştır. Daha sonra bunları alıp sıcak taşların üzerinde pişirdiklerinde ise ekmek icat edilmiştir.

İslâm inanışında ise ekmeğin tarihçesi Hz. Âdem’e dayandırılır. Evliya Çelebi Seyahatnâmesindeki “Ekmekçiler Esnafı” başlıklı bölümde bu durumdan özetle şöyle bahsedilir. Hz. Âdem cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderildiğinde Cebrail (AS) yeryüzüne buğdayı getirmiştir.  Hz. Âdem’in yediği ilk yiyecek de işte bu buğdaydan yapılmış çorbadır. Daha sonra Cebrail,  Hz. Âdem’e buğdayı un, unu hamur hâline getirmesini öğretir. Bu bakımdan Evliya Çelebi’nin yorumuna göre fırıncıların pîri Hz. Âdem‘dir.

MÖ 4000 yıllarında Babillilerin değirmencilik ve fırıncılık yaptıkları, hatta fırınlarında ekmek pişirdikleri arkeolojik araştırmalarla tespit edilmiştir. Mısırlıların MÖ. 2600’lü yıllarda mayalamayı keşfettikleri, buğday unu ve su karışımından elde edilen hamuru mayalayarak yumuşak ve kabarık ekmek imal ettikleri de bilinmektedir. İşte bu yüzden beyaz ve mayalı ekmekler o devirlerde çok değerli kabul edilmiş, hatta para yerine kullanılarak sarayın simgesi haline gelmiştir.

Eski Türklerde ekmeğe “etmek” denirmiş. Ana yiyecek olarak kabul edilip kutsal sayılırmış.  Uygurlar ve Harzemşahlar ise ekmeğin adına “Ötmek” derlermiş. Közde pişirilen ekmeğe “Közmen”, külde pişirilen ekmeğe “Gömeç ya da Kömeç”, yağla yoğrulup tandır ya da fırında pişirilen ekmeğe de “Kakurgan” denirmiş. İyi elenmiş has buğdaydan yapılan ekmek “Has Ekmek” ya da “Ak Ötmek”, arpadan yapılan ekmek de “Kara Ekmek” olarak bilinirmiş.

Kimi Türk Boyları daha sonra ekmeklerine süt katmışlar, buna da “Yalaçı Yuga” demişlerdir. Büskeç, Singü, Bazlama gibi ince ekmeklerin ortak adı ise “Yupka” olarak tarif edilirmiş. Pide ile yufka arasında bir inceliğe sahip ekmeklerin adı ise “Püşkel” miş.

Eski Türkler yufkayı üzerine peynir ve yağ sürerek de tüketirlermiş.  Bunlara “bir tikim türmek”denirmiş. Ayrıca hamur içerisine ceviz ya da kavurma koyarak da yedikleri olurmuş. Mayalandırarak içine yağ koyup yedikleri ekmeğe ise “Kevşem Ekmek” denilirmiş.

Osmanlılarda ekmek nimetmiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde  Osmanlı döneminde buğday, çavdar unu, mısır ve kepekten yapılan 46 çeşit ekmekten bahsetmiştir.1502 yılında Bursa’da II.Bayazit tarafından yürürlüğe sokulan Kanunname-i İhtisab-ı Bursa, dünyanın ilk gıda standardını oluşturmasıyla bilinmektedir. Daha sonra bu standartlar bütün Osmanlı sınırları içinde uygulanmıştır. Buna göre tuz, ekmek, sebzeler, et, yumurta, süt, yoğurt, peynir, tekstil ve deri ürünleri gibi ürünlerin hangi özelliklere sahip olmaları gerektiği açık bir şekilde belirli bir standarda bağlanmıştır. Bu düzenlemede ekmeğin ağırlığı ve üzerine konulacak susamın miktarı bile bellidir.

Fatih Sultan Mehmed‘in  İstanbul Belediye Başkanlığına tayin ettiği Hızır Bey Çelebi, ekmekçi esnafının temizliğine, hamura hile karıştırmamasına, çıkarılan ekmekten hiç kimsenin şikayetçi olmamasına büyük önem vermiştir. İstanbul Kadısı’nın 1680 tarihli esnaf nizamnamesine göre fırıncıların elekleri sık olmalıymış. Ekmek kepekli olmamalı, börekçiler etli börek yapımında koyun eti kullanmalıymış. Böreğin soğanının çok, etinin az, içinin boş olması yasakmış. Kefılsiz ekmekçilik yapılamazmış. Fırıncının suiistimallerinden kefiller de sorumlu tutulurlarmış. Eksik gramajlı ekmek çıkaranlar para cezasının yanı sıra fırının önünde kulağından duvara mıhlanır, halkın önünde yere yatırılıp falakayla cezalandırılırmış.

***

Gelelim “ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin “ sözüne.

Efendim  Fransa Kralı XVI. Louis‘nin hükümdarlığı döneminde Fransa‘da büyük bir kıtlık varmış. O kara günlerde Fansız işçi ve köylü nüfusunun en büyük gıdası da ekmekmiş. Fakat gittikçe yoksullaşan halk, bir dilim ekmeğe dahi muhtaçmış.  Rivayete göre 1789 yılının Ekim ayında Versailles Sarayı önünde eylem yapan kadınlar bir taraftan hükümetin değişmesi yönünde sloganlar atıyorlar, diğer yandan “ekmek bulamıyoruz” diye haykırıyorlarmış. Bu protestoları sarayın penceresinden izleyip merak eden Kral XVI. Louis‘nin eşi Kraliçe Marie Antoinette yanındakilere sormuş.

“Ne istiyor bu kadınlar?”

Saray görevlileri yanıt vermişler.

“Ekmek istiyorlar efendim”

Bunun üzerine kraliçe o meşhur sözünü söylemiş.

“Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.”

***

Ünlü filozof ve yazar Jean-Jacques Rousseau, Confessions (itiraflar) adlı otobiyorgafik kitabında Marie Antoinette‘in söylediği iddia edilen bu sözü yalanlar bir ifade kullanmıştır. Ve demiştir ki; “Adı bilinmeyen bir prenses oyun oynarken hizmetçilerin konuşmalarından ekmeğinin bittiğini işitmiş. Sonra lâfa karışarak ‘ekmek bulamıyorlarsa brioche (yüksek miktarda yumurta ve tereyağı içeren bir tür Fransız ekmeği) yesinler’ manasına gelen ‘qu’ils mangent de la brioche’ demiştir.”

Yani Jean-Jacques Rousseau üzerine vazife olmasa da, bu anekdotla Marie Antoinette’e mal edilen bu sözün aslında ona ait olmadığını vurgulamıştır. Hoş, bu sözü Marie Antoinette söylese ne gam? Sonradan patinaj yapıp, “Vallahi ben öyle demek istemedim. Sözlerimin bir kısmını alıp asıl vurgulamak istediğim olayı çarpıtmışsınız. Fakir fukara halk zihniyeti işte. Fakir fukara halk zihniyeti” der, işin içinden sıyrılamaz mıydı. Bal gibi sıyrılırdı.

Bu yolla işin içinden sıyrılanlar o kadar çok ki.

***

Kıssadan hisse.

Bilinmelidir ki; ekmek “rızıktır.” Hiçbir kul diğerine ekmek veremez. Rızkı veren Allah’tır. Şu yalan dünyada hiç kimse rızkından gayrı bir lokma yiyemez. Bir başkasının ekmeğine el uzatmak beyhude çabadır. Aç gözlülüğün kardeşi mutsuzluk ve huzursuzluktur. Uzak durulmalıdır. Helâl lokma yemek dünyanın en onurlu eylemidir. Çoğaltılmalıdır. Ekmeğini taştan çıkaranlar ne güzel insanlardır. Baş üstünde taşınmalıdır. Ekmek kutsaldır. Öpüp baş üstüne konulmalıdır. Kuru ekmek katıksız yenen ekmektir. Karın doyurmasa da helâldir.

Fakir özgürlük ne güzel bir duygudur. Hiç olmazsa zengin tutsaklıktan evlâdır.

BİR NOT: Yeni Yılın ilk hediyesini sevgili dostum Ali Hikmet Varlık‘tan aldım. Kendi fotoğraflarından oluşturduğu 2021 Yılı Takvimini kendi imkânlarıyla bastırıp birçok kişi ve kuruma dağıtması büyük incelik. Böyle bir çalışma BASAF‘ın neden aklına gelmedi doğrusu şaşırdım.

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
YAŞA(YAMA)MAK! - 31 Aralık 2020
SOKAK İSİMLERİ - 29 Aralık 2020
“VAR” MI, “YOK” MU? - 28 Aralık 2020
SANSÜR - 24 Aralık 2020
OMURGA - 21 Aralık 2020
EKMEKNAME - 18 Aralık 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete