Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

EĞİTİM VE ÂDÂB-I MUAŞERET

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Türkiye Cumhuriyetinin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkemizin kalkınması ve modernleşmesi için eğitimin önemine şu sözlerle dikkat çekmişti. “En önemli ve verimli görevlerimiz, eğitim ve öğretim işleridir. Eğitim ve öğretim işlerinde kesinlikle başarı sağlamak gerekir. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur.”

Bakınız Atatürk bu sözü söylediğinde Kütahya-Eskişehir savaşları tüm hızıyla sürüyordu. Bir yandan topyekûn bir bağımsızlık mücadelesi verilirken, diğer yandan “bir milletin kurtuluşunun ancak eğitimle mümkün olacağı” gerçeğini açık yüreklilikle dile getiriyordu. Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi beydi.  Bir gün Mazhar Müfit Beyle birlikte Meclis Başkanlığına geldiler. Atatürk odasında düşünceli bir vaziyette harita üzerinde çalışmaktaydı. Onların geldiğini görünce çalışmasına ara verip buyur etti. Hamdullah Suphi Bey tane tane konuşmaya başladı.”Efendim Mazhar Müfit Bey’in başkanı olduğu Öğretmenler Derneği birkaç gün sonra Ankara’da toplanacak. İki yüzden fazla öğretmen katılıyor. Fakat savaşın yoğunlaşacağı anlaşılan bir sırada böyle geniş bir toplantı size ayak bağı olabilir. Uygun görürseniz erteleyelim.” Gazi Mustafa Kemal Paşa, “Hayır, hayır, ertelemeyin.” diyerek devam etti. “Cahillikle, ilkellikle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım.”

Ona göre bilimsel ve milli olmayan eğitim ve öğretimimiz derhâl bilimselliğe kavuşturulup milli hale getirilmeliydi. Eğitimde kullanılan yöntem ve araçlar çağdaş olmalıydı. İstikrarlı bir eğitim ve öğretim politikası geliştirilmeli, toplumda yaygın olarak hâkim olan bilgisizlik giderilmeliydi. Çocukları eğitim ve öğretim verimsizliğine iten aile baskısı ortadan kaldırılmalı, önce aileler eğitilmeliydi.

O yıllarda ne kadar okul ve öğrenci olduğu dahi tam olarak bilinmiyordu. 15 Temmuz 1921’de Ankara’da Darül Muallimin Mektebinin (Erkek Öğretmen Okulu) konferans salonunda Maarif (Eğitim) Kongresi bu şartlar altında toplandı. Yurdumuzun işgal altında olmayan illerinden birçok kadın ve erkek öğretmenin katıldığı kongrenin açılış konuşmasını yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk özetle şöyle seslendi. “…Şimdi maddi ve manevi bütün güç kaynaklarımızı düşmanlara karşı kullanıyoruz. Ancak bu savaş günlerinde bile dikkat ve özenle işlenip çizilmiş bir millî eğitim programı yapmaya emek sarf etmeliyiz. Millî eğitim programı derken hurafelerden, yabancı fikirlerden, Doğu’dan ve Batı’dan gelebilen bütün tesirlerden uzak, tarihî ve millî seciyemize uygun bir kültürü kastediyorum…”

Öğretmenlere de şu mesajı verdi. Dünyada her şey için, maddiyat için,  maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak gaflettir,  cehalettir, bilgisizliktir, dalâlettir.”

***

Kronolojiye bakar mısınız?  23 Nisan 1920’de TBMM dualarla açıldı. 2 Mayıs 1920’de Millî Eğitim Bakanlığı kuruldu. 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildi. Atatürk, daha cephede savaşırken eğitim ve öğretimin güçlü temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğinin farkındaydı. Cumhuriyetin bir ulus devlet olarak şekillenmesi ve oluşumunun temel direği eğitimdi. Öğrenme, aydınlanma ve kalkınma eğitimle gerçekleşecekti.

Cumhuriyet ilân edildikten bugüne dek Tevhid-i Tedrisat Kanunundan tutun da Yükseköğretim Kanununa kadar bir çok temel yasa çıkartıldı. Müfredat programları hazırlandı. Önemli toplantı ve şuralar düzenlendi. Birçok reform hareketleri, kalkınma plânları ve eğitim politikaları hazırlanıp uygulandı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ilkokul müfredat programında Alfabe,                           Kuranı Kerim, Din Dersi, Hesap, Hendese, Tarih, Coğrafya,  Tabiat Tetkiki, Ziraat, Hıfzıssıhha,  Müsahabat-ı Ahlakiye,  Malumat-ı Vataniyye, Resim,  El İşleri, Musiki ve Terbiye-i Bedeniyye dersleri okutulurdu.

Orta Mektepte okutulan dersler ise Din, Türkçe, Edebiyat, Arabi, Farisi, Lisan-ı Ecnebi, Tarih, Coğrafya, Malumat-ı Hukukiye, Malumat-ı İktisadiye, Ruhiyat, Terbiye, Felsefe, Hesap, Nazari Cebir, Hendese (Geometri), Müsellesat (Trigonometri), Heyet (Astronomi), Mihanik (mekanik),Tarih-i Fen (Türk ve İslam), Usul-u Defteri (Muhasebe), Hayvanat, Nebatat, Tabakat (tabakalar), Hıfzıssıhha, Fizik, Kimya, Resim, Elişleri, Musiki, Fen tatbikatı ve Terbiye-i Bedeniyeydi.

1960 Yıllara gelindiğinde okullarda Âdâb-ı Muaşeret (Görgü Kurallatı) Dersi konulmuştu. Herkes ayakta bir şeyler yenip içilmeyeceğini, ellerin pantolon cebine sokulup dolaşılmayacağını, başkasının kusuru ile alay edilmeyeceğini, emanet eşyaların fazla geciktirmeden iade edilmesi gerektiğini, pazarlık yapılırken malın kötülenmeyeceğini, telefon eden kişinin önce kendisini tanıtması gerektiğini, kalabalık yerlerde sakız çiğnenmeyeceğini, sigara ile bir yere girilmeyeceğini, kusurların yüze karşı açık bir şekilde söylenmeyeceğini, sokak ortasında durarak konuşulmayacağını, alay ve kötülemenin ima yoluyla dahi yapılmayacağını, yerlere tükürmemeyi, çevreyi kirletmemeyi, bencillik yapmanın ayıp olduğunu, aksırıp öksürürken el veya mendille ağzın kapatılması gerektiğini, toplum içinde yüksek sesle konuşulmayacağını, sıra olan yerlerde sıraya geçileceğini, kimsenin hakkını gasp etmemeyi, başkasının yanında ayakların uzatılıp oturulmayacağını  öğrenirdi. Ahlak, kültür, saygı, sevgi ve terbiye yüzyüze ya da online değil aileden alınır, Âdâb-ı Muaşeret dersiyle pekiştiririlir, bu döngü nesiller boyunca sürerdi. Etimiz öğretmenlerimizin, kemiğimiz ailemizindi. Karşılıklı samimiyet ve güven hakimdi. Eğitim ve öğretim kesintili ya da süreli değil, ahirete kadardı.

Baba dostları akrabadan öteydi. Ahiretlikler, asker arkadaşları, okul arkadaşları, hacı arkadaşları, komşuluklar, misafirlikler baş tacıydı. Evlerimiz bahçeli ve tek katlıydı. Dini ve Milli Bayramlar bir başka heyecanla kutlanırdı. Düğünlerimiz sabaha kadardı. Herkes birbirine hoşgörüyle bakardı.

Bize ne mi oldu? Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu günlere geliş sürecimizi daha o yıllarda bakın nasıl anlatmıştı. “Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gerektiği öğretilmelidir.”

***

Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere ebediyete intikal eden tüm öğretmenlerimi saygı, sevgi ve minnet duygularımla anıyorum. Tüm öğretmenlerimizin ve öğretmen adaylarının “Öğretmenler Günü” kutlu olsun.

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
YAŞA(YAMA)MAK! - 31 Aralık 2020
SOKAK İSİMLERİ - 29 Aralık 2020
“VAR” MI, “YOK” MU? - 28 Aralık 2020
SANSÜR - 24 Aralık 2020
OMURGA - 21 Aralık 2020
EKMEKNAME - 18 Aralık 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete