Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

BİR ESPRİ PATLATIP GÜLDÜR BİZİ “MİRİM”

Zeki Doğan

Zeki Doğan

Balkan savaşlarının olumsuz etkileri nedeniyle göçe mecbur edilerek Balıkesir‘e yerleşen Rumelili Halil İbrahim Bey, namusuyla kasap kalfalığı yaparak beş kişilik ailesinin geçimini sağlamaktaydı. Savaşın acılarından sonra Balıkesir’de yeni bir hayata başlamışlar, gül gibi geçinip gidiyorlardı. Fakat ne yazık ki felâket çanları bu sevinçlerinin ve gelecek düşlerinin içinde uykudaydı. Zira yaşanan müessif bir olay sonrası Halil İbrahim Beyin o aydınlık dünyası bir anda zindana dönmüştü. Küçük oğlu Ahmet,  mahallede kovboyculuk oynarken geçirdiği bir kaza sonucu hayatını yitirmişti.  Bu olaydan sonra kendisini toparlayamayan Halil İbrahim Beyin gözüne perde inmiş,  görme yetisini kaybetmişti.

1914 Yılında Aygören mahallesinde dünyaya gözlerini açmış olan Salih,  kardeşini yitirmenin yanı sıra babasının da iş göremeyecek hale gelmesiyle sudan çıkmış balığa dönmüştü.  Çocuk omuzlarıyla taşıyamayacağı o ağır yükle bir anda kendisini zorlu bir hayat mücadelesinin içinde bulmuş, çocukluğunu yaşayamadan adamlığa terfi etmişti.   Çünkü eve ekmek getirme görevi artık ona aitti.

Önce bir pastanede çalıştı. Ardından lokantada garsonluk yapmaya başladı. Sevimli ve şakacı bir çocuk olması sebebiyle kısa sürede lokanta müşterilerinin sempatisini kazandı. Daha o yıllarda okuyup öğretmen olmayı düşlese de, taklit ve espri yeteneğiyle değme tiyatroculara taş çıkartmaktaydı. Bir gün çarşı esnafından bir amcası onu elinden tutup Balıkesir Halkevi Tiyatro topluluğuna götürdü. Salih artık boş vakitlerinde Halkevinde tiyatroyla uğraşacak, yeteneklerini sergileme fırsatı bulacaktı.

Halkevinin Başkanı o yıllarda Esal Adil Beydi. Aslen Balya‘lıdı. Taaa Kurtuluş savaşı yıllarında Balıkesir Lisesinde öğrenim görürken Vasıf Çınar‘ın “İzmir’e Doğru” adıyla çıkardığı gazetede yazdığı makalelerle dikkat çekmişti.  Yüksek öğrenimini Ankara Hukuk Fakültesinde tamamlayarak doktorasını Belçika’da yapmıştı. Daha sonra memleketi Balıkesir‘e yerleşerek “Savaş” adlı günlük bir gazete çıkarmaya başlamış, aynı zamanda Halkevinin Başkanlığını sürdürmekteydi.

Esat Adil, Salih‘i ilk gördüğünde ondaki ışığı fark etmiş ve onu kanatları altına almıştı. Bununla da yetinmeyerek küçük Salih’i aylık 30 lira maaşa bağlamıştı. Çalıştığı lokantadan da 30 lira kazanan Salih’in böylelikle eli bollaşmış, ailesinin geçimini rahatlıkla sağlar duruma gelmişti.

***

Zamanın Maarif Müfettişlerinden ve Türk Edebiyatının usta kalemlerinden  Reşat Nuri Güntekin, Balıkesir‘e yaptığı bir ziyarette Halkevinde sergilenen bir piyeste Salih‘in büyük bir yeteneğe sahip olduğunu hemen fark etmişti. Sadece o mu? Cumhuriyet dönemi tiyatro tarihinin en önemli kişileri arasında yer alan İsmail Hakkı Baltacıoğlu da bu piyesi izleyenler arasındaydı. O da Salih’ten çok etkilenmişti. Reşat Nuri ile konuşarak Salih’i muhakkak Ankara‘ya götürmeleri gerektiğini söyledi. Daha sonra babasından izin alınarak henüz ortaokul çağında Ankara‘ya götürülen Salih için artık yeni bir hayat başlamıştı.

Raşit Rıza Samako,  o yıllarda Ankara Halkevleri rejisörlüğü ve Ankara Şehir Tiyatrosu Müdürlüğü yapmaktaydı. Salih onun ekibine katıldı. Aynı zamanda Himaye-i Etfal Cemiyetinin çocuk tiyatrosunda oynamaya başladı. Bir gün sergiledikleri “Mektup” adlı oyunu ünlü yönetmen Memduh Ün de seyretmiş, küçük Salih’e hayran kalmıştı, “Onun yeri burası değil. Keşke ortaokulu bitirmiş olsaydı da konservatuarda okuyabilseydi” demişti.

Ankara yıllarında son olarak “Ayşe”,“Çaresaz”, “Kerem ile Aslı”, “Efelerin Aşkı” ve “Gülfatma”   adlı operetlerin bestecisi Muhlis Sabahattin‘in yanında dirsek çürüten Salih, daha sonra İzmir‘e taşındı. O yıllarda İzmir Belediye Başkanı olan Reşat Leblebicioğlu,  atıl vaziyetteki metruk bir binayı Avni Dilligil ve ekibine tiyatro binası olarak tahsis etmişti. Salih onlara katıldı. Binanın nemli odalarında yatıp kalksalar da içlerindeki tiyatro aşkıyla birçok oyunlar oynadılar. Rumeli, Arnavut, Rum, Yunan ve Ege şivelerini çok iyi konuşan Salih, taklit yeteneğiyle İzmir’li tiyatroseverlerin kalbini kazandı. İşler iyi gidiyordu. Fakat 13 Ağustos – 15 Ekim 1950 tarihleri arasında Türkiye’de üç aşamalı olarak yapılan yerel seçimlerde DP adayı olarak İzmir Belediye Başkanı seçilen Rauf Onursal, koltuğa oturur oturmaz Avni Dilligil’in tiyatrosuna tahsis edilen binayı derhâl boşalttırdı. Bir anda sokakta kalan Avni Dilligil ve ekibine mecburen İstanbul yolu gözüktü.

İstanbul günlerinde Avni Dilligil Tiyatrosu, Muammer Karaca Tiyatrosu ve İstanbul Şehir Tiyatroları gibi topluluklarda çeşitli roller alan Salih, senaryosunu Avni Dilligil‘in yazıp yönettiği “Oğlum İçin” filmiyle sinemaya adım attı. Bu filmdeki oyunuyla hemen dikkat çekerek tanınmaya başladı.  1958 Yılında Fikret Hakan, Muhterem Nur ve Semih Sezerli ile birlikte oynadığı “Üç Arkadaş” filmindeki fotoğrafçı “Mösyö Artin” rolüyle artık önemli bir aktör olduğunu kanıtladı.

Filmin yönetmeni Memduh Ün, “Mösyö Artin” rolü için kendisine Osman Alyanak ve Nubar Terziyan önerilse de kabul etmemiş, bu rol için yıllar önce Himaye-i Etfal Cemiyetinin çocuk tiyatrosundaki  “Mektup” adlı oyunda görüp hafızasına kaydettiği Salih’i uygun görmüştü.

Yıllar yılları kovaladı. 1962 Yılında Sırrı Gültekin‘in yönetmenliğinde çekilip Gazanfer Özcan, Suna Pekuysal ve Necdet Tosun‘un yer aldığı “Damat Beyefendi” filminde Salih ilk kez başrol oynadı. 49 Yıllık kısa yaşamına bir çok tiyatro oyunu ve 110’dan fazla film sığdırdı.  Artık küçük Salih büyümüş, herkesin tanıyıp sevdiği Salih Tozan olmuştu. 1961 Yılında  Edmund Morris‘in “Tahta Çanaklar” oyunundan esinlenerek Halit Refiğ ve Lale Oraloğlu tarafından sinemaya uyarlanan “Kırık Çanaklar” filmindeki “Deve Hüseyin” rolü ile de unutulmazlar arasına girdi.

Devrin ünlü kişilikleri Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Abidin Dino ve Settar Körmükçü onun en yakın dostlarıydı. Ah Nevizade sokak 13 numarada bir tramvay kadar küçük Mösyö Lambo‘nun meyhanesinin ağzı dili olsa da konuşsa.  Onun “Mirim” diyerek başladığı hoş sohbetleri yankılansa yine duvarlarda. Adı veresiye defterinin en başına yazılsa.

Ya da boşverin Mösyö Lambo‘nun meyhanesini.  Eşi bulunmaz bir sanat eseri halindeyken dozerlerle, kazmayla, kürekle yıkılıp yok edilen Salih Tozan Sinemasının çığlıklarını duyabilseydik şu sağır olmuş kulaklarımızla. Sonra da bizim bağrımızdan çıkıp bu kadar çok olan bir adama, bizim neden bu kadar az olduğumuz gerçeğine ağlayabilseydik. Kendi tabiriyle “Atatürk’ün Hastalığı”na yakalandığında; hastanenin ilâç kokan odalarında hemşiresi Samime Bozlar kadar da olsa ona yakınlaşabilseydik

“Salih Tozan Toplantı ve Gösteri Merkezi” yetmez. Bir tiyatro açabilseydik onun adına, onun anısına. Vefamızı gösterebilseydik.

***

Koskoca Fazıl Say‘a çalması için bir piyano bulamadığımız şu canım memleketimden acaba çok mu şey istiyorum Mirim?

E hadi buna da bir espri patlatıp güldürsen ya bizleri.

Çok olmadı mı bu suskunluğun?

Please follow and like us:
Please follow and like us:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
YAŞA(YAMA)MAK! - 31 Aralık 2020
SOKAK İSİMLERİ - 29 Aralık 2020
“VAR” MI, “YOK” MU? - 28 Aralık 2020
SANSÜR - 24 Aralık 2020
OMURGA - 21 Aralık 2020
EKMEKNAME - 18 Aralık 2020
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
gazete