Reklam
Reklam

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

BEĞENDİN Mİ YAPTIĞINI TRAFİK POLİSİ M. ELİBOL?

Özcan Özakbaş

Özcan Özakbaş

            (Kara Şimşek’in başın gelenler)

 

Polislerle gazeteciler bir köprünün iki ayağı gibidirler.. Bu iki mesleği ifa edenler kamu görevi yaparlar. Ama görevdeki bazı arkadaşlar bunu anlamakta nedense güçlük çekiyor. Çıkarttıkları zorluklardan belli velakin!

Önceki gün Paşa Camii’nde cenazedeyiz. Geçmişten günümüze aile dostlarımız Sandıkçılar’ın cenazesindeyiz. Halil Amca’yı ebediyete uğurluyoruz. Namazı kıldık, gömmek için mezarlığa gidecektik ki, aracımızın başında bir trafik polisi. Orası hınca hınç araç dolu, cenaze yüzünden. Araca bindim, ön sağ camda bir “güm güm güm” sesi. Camı açtık, “Ehliyet, ruhsat, aracın sigortasını kontrol edecem” diye polisin sinirli bir tonda bağırışı. Verdik belgeleri. Adam gazeteci, basın aracı, cenaze filan da dinlemiyor. Cenaze sonrası oradaki trafiğe yön verirken fazlaca sinir-stres olduğu yüzünden, tavırlarından belli. Aracı da plakadan sorgulatmış olacak ki; (farkında değiliz, sigorta günü geçmiş) direkt sigortayı söylüyor bize. “Bağlatacam” dedi aynen. “Tamam kardeşim, görevini yapıyorsun da, sigortacımız Anafartalar’da Mortaş işhanının altında, 100 metre buraya, geçmişse hemen yaptıralım” dememize rağmen “Olmaz, bağlanacak” diyor, nal diyor da mıh demiyor. Cenazeymiş, üzüntülü gününüzmüş ne gezer. Tabi biz gelen diğer motorize polislerle birlikte konuyu tartışırken cenazeyi gömmeyi de kaçırdık!

Adı M. Elibol’muş trafik polisinin, M’nin Mehmet olduğunu söyledi. “Elibol ama, elin hiç bol değilmiş. Halden de hiç anlamıyorsun! Bir müdürü arayayım ben haber vereyim durumu” dedim. O da beni emniyet müdürünü aradı sanmış, birkaç dakika sonra kendi kendine “ara ara” diye 10 metre öteden homurdandığını duydum. Hatta telsizden yardım çağırıp yanına gelen diğer iki trafik polisine de “Müdürü arayacağını söylüyor” diye konuştuğu da yakınında olduğumdn kulağıma geldi. Onlar hiç karışmadılar olaya, tek söz bile etmediler, sadece dinlemekle yetindiler. Oysa ben gazetemdeki müdürümü arayacaktım, “böyle böyle bir olay başımıza geldi” diyecektim ki, sigorta konusunda evrak lazım ise hazırlattırsın.

Bir yandan cenaze, bir yandan gazetenin günlük işleri, diğer yandan da sigorta için uğraşılarımız, akşamı bulduk. Aracı alacağız ya, bugüne kadar hiç aracımız çekilmediği için o alım işi de acemiliğimize geldi. Paşaalanın’daki yediemin yerini biliyorduk, atladık bir taksiye oranın yolunu tuttuk. Bir de ne görelim, oradan kalkmış yediemin. Taksici, “Sanayi 4. Kapının orada var bir yer, bir başka yerde bir tane daha olacak” dedi. Ama oradakini önce bulamadık, aramalarımız sonunda zor zahmet bulduk, orada yokmuş araç. 155’e sorduk, ilgili birimi bağladı. Meğerse nerede olduğunu trafik biliyormuş. Tam 4 tane yediemin yeri varmış. Han Otopark’ta imiş. Has Un arkasındaki geniş arazide  otoparkı araya araya bulduk nihayet, kapıyı çalıyoruz, ne açan var, ne duyan! Oradaki bekçi köpeği de otoparkçıya uymuş gibi o da kapı dibinde soğukta kıvrılmış uyuyor kaldırım üstünde, hiç oralı değil! 15 dakika sonra görevli geldi, “Aracı çıkarma belgeniz var mı?” diye sordu. Meğerse o belgeyi alacakmışız Trafik Müdürlüğü’nden. Hiç bugüne kadar aracımız çekilmediğinden onu da öğrenmiş olduk. Taksimetre çarşıda bindiğimizden bu yana yazmaya devam ediyor, belki o an 15 kilometreyi geçmiştir dolaşmaktan. Gittik denilen yere.. Araç sahibi isen (şirket olduğumuz için) imza sirküsü, şirket yetkilisi isen yetkili olduğuna dair vekaletname gerekliymiş. Orada bunları söyleyen trafik polisi “İşte bu saatte (mesai saati geçmiş çünkü) biz vatandaşa hizmet için burada duruyoruz. Durmak zorunda falan da değiliz” gibisinden laflar da etme cüretini gösterdi. Bizde gerek otoparklardaki araçlar için, gerekse trafikteki görevliler için görev yaptıklarından ve aracı istediğimiz saatte çıkarabileceğimiz söylendiğinden “Sorduk da geldik buraya” dedik, keyfi hareket etmediğimizi ifade ettik. Benim yetki belgesi araçta kalmıştı. 17.00’den beri uğraşılarımız sürüyordu. Saat 18.00 suları. Hanıma dedik, “ya gazetedeki vekaleti al getir, yada DEMOKRAT’ın sahibi İrem hanımı.” Akşam trafiğinde çarşıdan Emniyet Müdürlüğü önüne geldiler. “Hadi” dedim bu soğukta hanım ve kızım üşümesin diye “araç çıkış belgesini ben alayım” dedim. Polis evrakları inceliyor. Bana “mecbur değiliz aslında” diyen polis yok o anda. Bu defaki polis benim evrakları inceliyor. Ama inceleme bitmiyor, diyor ki; “Bu evrakların süresi var mı acaba?”, bakıyor, bakıyor evrağa, zaman akıp gidiyor yahu.Bizde “Tamam” dedik, “uğraşıp durmayalım, araç sahibi takside, gelsin de çıkış belgesini alıp biz gidelim artık.” İrem hanım geldi, imza sirkülerini ibraz etti, çıkış belgemizi aldık, tuttuk yedieminin yolunu. Bu kez hemen tekerlekli otopark kapısı açıldı, aynı görevli karşımızda. Aracın çıkış belgesini verdim. Başladı konuşmaya. Sanırım çekiciyi de o kullanmış. 15 yıl trafik polisliği yapmış. “Abi, memur beye söyledim, ‘çekmeyelim, belki aracın sahibi cenazededir’ diye. Ama dinlemedi, ‘çekilecek’ dedi bana, mecburen çektik, aslında böyle olmaması gerekirdi. Sizden bu kadar parayı utanarak alıyorum” dedi. 200 TL. çekici parasını ödedik, benim bindiğim araca 150 TL. taksi parası, yine eşim ve kızımın bindiği taksiye de toplamda 75 TL. olmak üzere bize totalda 425 TL.’ye maloldu bu kara günün hikayesi!..

Parası bir yana, kaybedilen o kıymetli zamana mı yanarsın, sıkı akşam trafiğinde çekilen çileye mi, soğuk havada yüze kırbaç gibi vuran rüzgarın azizliğine mi? 10 Metre yürümek zordu o anda buz kesen havada.

Buradan baktığınızda; her şey ceza uygulamak olmamalı. Öncelikle önemli olan birlikte yaşadığımız bu yerleşkede birbirimizle iyi ilişkiler kurmak, diyalog, samimiyet, bir merhaba, bir selam yahu.

Neyi paylaşamıyoruz?

Sonuç itibariyle; araç orada kalabilir, sigorta işlemi 15-20 dakikalık bir iş, sonra sisteme düşerdi sigortalı olduğu, işler tatsızlık olmadan yürür giderdi.

Ne diyorum ki ben?

Tabi ki böyle olmamalıydı..

Neyse ki buna şükür..

Nerde öyle Elibol (!) insanlar…

Diye hayıflanmaya da gerek yok.

Gelinen noktada; o bir trafik polisi, biz de gazeteciyiz.

Ama; önce insanız, sonra gazeteciyiz…

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ