Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

Reklam

EMİN BULDAN SAVUNMAYA GEÇİYOR

(Önceki bölümden devam) – “Her ne kadar Bursa 6. Ağır Ceza mahkemesi tarafından verilen 07/08/2012 tarih 2012/2 esas 2012/1 karar sayılı görevsizlik kararı ile sanıkların eylemlerinin yağma ve yağma suçuna teşebbüs niteliğinde olmayıp şantaj ve şantaja teşebbüs niteliğinde olduğu belirtilerek görevsizlik kararı ile dosya mahkememize gönderilmiş ise de mahkememizce yapılan yargılama ve alınan müşteki, katılan ve tanık anlatımları ile tüm dosya kapsamı ve tüm deliller bir arada değerIendirildiğinde bir kısım sanıkların eylemlerinin yağma ve yağmaya…

teşebbüs suçunu oluşturma ihtimali bulunduğu bu suça bakma ve delilleri taktir etme yetkisinin ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamında kaldığı anlaşılmakla CMK’nın 3., 4. ve 5. maddeleri ile 5235 Sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE” şeklinde görevsizlik kararı verilerek dosya Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş, Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/02/2015 2015/48 Esas – 2015/49 karar sayılı kararı ile;

“Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı verirken, hangi sanık yada sanıkların, hangi müşteki veya mağdura karşı, hangi eyleminin yağma suçunu oluşturacağı yönünde bir nitelendirme yapmamış, sadece bu suçu oluşturma ihtimali bulunduğu belirtilerek iddianamedeki sevk maddeleri aynen yazılarak görevsizlik kararı verilmiştir. Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesinde belirttiği üzere, kendilerine karş yağma suçu işlendiği ileri sürülen kişilere karşı eylemlerin sabit olması halinde şantaj suçundan TCK 107. Maddesinin, kendilerine karşı yağmaya teşebbüs suçu işlendiği ileri sürülen kişilere karşı eylemlerin sabit olması halinde şantaja teşebbüs suçundan TCK 107, 35/2 maddesinin uygulanması gerekmekte olup, bu şekilde vasıflandırmaya göre mahkememizin görevli olmadığı, Asliye Ceza Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmış, ayrıca Asliye Ceza Mahkemesi daha önce görevsizlik kararı verdiğinden, görevli mahkemenin belirlenmesi için dosyanın Yargıtaya gönderilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.” şeklindeki gerekçe ile görevsizlik kararı verilmiş ve dosya, görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıkması sebebi ile görev uyuşmazlığının giderilmesi ve yargı yerinin belirlenmesi amacı ile Yargıtay’a gönderilmiş,

Yargıtay 5. ceza Dairesinin 27/04/2015 tarih ve 2015/5277 Esas – 2015/10647 Karar sayılı ilamı ile;

11 …Sanıkların üzerine atılan suçların niteliğine, iddianamede olayın anlatılış biçimine ve

Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararındaki gerekçeye göre, yerinde görülmeyen Balıkesir 3. Asliye ceza Mahkemesinin 18/11/2014 gün ve 2012/498 E. 2014/541 K. sayılı GÖREVSİZLİK kararının KALDIRILMASINA” şeklindeki gerekçe ile dosya mahkememize gönderilmiş ve esasın yukarıdaki sırasına kaydı yapılmıştır.

 

Keramet gösteren Emin Boldan’a savunma sırası geliyor..

(Bakınız Emin buldan niye gazetenin tüm hissesini imam nikahlı Neyir’in üstüne neden yapmış!)

 

SAVUNMA: SANIKLAR, MÜŞTEKİLER VE KATILANLARIN 2012/498

ESAS SAYILI DOSYADA VERMİŞ OLDUKLARI SAVUNMA VE İFADELERİ;

SANIK MEHMET EMİN BOLDAN SAVUNMASINDA: “Ben suçlamaları kabul etmiyorum, benim gazetem 20 yıl önce kurulmuştur, Balıkesir’deki ilk renkli ofset baskı yapan gazete benim gazetemdir, bu sebeple benim gazetem birinci sınıf bir gazetedir, birinci sınıf gazete olmamız sebebiyle resmi kurumlardan diğer gazetelere oranla % 40 daha fazla reklam almaktaydık, benim gazetem haksızlıklara karşı duran ilk yerel gazetedir, ben hem resmi nikahlı evliyim, hem de imam nikahlı eşim bulunmaktadır, resmi nikahlı eşim bana bir şey olursa soruşturma aşamasında tedbir konulan mallarımdan faydalanabileceklerdi, halbuki imam nikahlı olan eşimin de haklarını korumam gerekmektedir, gazetenin büyük hissesini imam nikahlı eşim üzerine yaptım, bundaki amaç budur, yoksa gazete sebebi ile takibata uğramaktan çekindiğimden değildir, ben Kıbrıs’a imam nikahlı eşim ile çocuk yapabilmek amacıyla tedavi amacıyla gitmiştim, kaldı ki bu gittiğim sırada teknik takipte olduğum ortaya çıkmıştır. 

C.Savcısı benim CD ve delilleri yanımda Kıbrıs’a götürüp oradaki kiralık kasalarda sakladığımı iddia etmekte ancak teknik takipte olmama rağmen ben bunları götürürken her hangi bir şekilde engel olunmamaktadır, ayrıca bu güne kadar da C.Savcısında Kıbrıs makamlarına benim kiralık kasalarımın bulunup bulunmadığı hususunda da bir yazı yazılmamıştır, yargı öyle öç alma organı değildir, savcı yağma suçunun oluşması için cebir ve şiddet unsurunun gelişmesi gerektiğini bildiği halde bunu göz ardı ederek sırf bizim tutukluluk süremizi uzatabilmek için eylemleri yağma olarak nitelendirmiş ve 9 ay dosyayı uhdesinde tutarak bu tarihten sonra Bursa’ya göndermiştir, organize suçlara bakan bir C. Savcısının suç örgütü üyeleri arasındaki hiyerarşi ile mesleki hiyerarşiyi ayırabilecek durumda olması lazımken C. Savcısı sadece çalışanlarım ile benim aramdaki mesleki hiyerarşiyi örgüt hiyerarşisi kabul ederek suçu örgütlü suç kapsamına sokmuştur, Yeni Balıkesir Gazetesinin asıl sahibi benim, ben bunu inkar etmiyorum, bu gazetede benim haberim olmadan en ufak bir adım dahi atılamaz, bu sebeple diğer çalışanların eylemleri var ise bunlar tamamen benim kontrolümde yapılmıştır, aramızdaki bağ sadece mesleki bir bağdır, keşke bu dosya rutin bir dava dosyası olsa idi, o zaman Balıkesir’de Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanıp ilk duruşmaya çıkma rekoru kırmazdık, soruşturmada bir çok aksaklıklar mevcuttur, 08/08/2011 tarihinden Mehmet Tanrıkulu isimli kişi Sındırgı’da yattığı yataktan alınarak saat 02.00 ‘de emniyette karanlık bir odaya alınıp sorgulanmış ve benim kendisi tarafından mağdur edildiğim şeklinde beyanının alınmasına rağmen ve ” 70-80 kişi şikayetçi sende şikayetçi ol ” denilmesine rağmen şikayetçi olmamıştır. Soruşturma başlamadan 4-5 ay kadar önce benim iş yerimden ayrılan ve ayrılmadan öncede sekreterlik yapan Benan Yiğit iddianamede örgüt üyesi olarak gösterilmesine rağmen, gazetemize baskın yapılıp gozaltına alındığımız tarihte halen bizim sekreterimiz olan Selvinaz Aydın örgüt üyesi olarak nitelendirilmeyip tanık olarak nitelendirilmiştir, hakkımızdaki deliller olarak İsmail Koca’nın beyanları ve Selvinaz Aydın’ın tanıklığı gösterilmektedir, bana göre davanın bundan sonraki kısmı hiç önemli değildir, bundan sonraki kısım müştekilerin veya C. Savcısını ilgilendirmemektedir, yargılamadan umulan amaç bizim tutukluluk süremizi uzatmak ve gazetemizi kapatmaktı, gözaltına alındığımız haftada gazete kapanmak zorunda kaldı, ayrıca Belediye Başkan yardımcıları da dosyaya katılarak Belediye Başkanının partisi olan partinin itibarsızlaştırılması sağlanmaya çalışılmıştır, ben gözaltında bulunduğum sırada hastalandım ve hastaneden sorguya getirildim ve tutuklandım, ben tutuklandıktan sonra bizi getiren komiser Savcıya ” hastaneye götürecek miyiz?” deyince Savcı da “götürün, çakı gibi girsin, ölüsü çıksın” şeklinde söz sarf etti, daha sonra cezaevine konuldum, cezaevinde hastaneye sevkim olmasına rağmen beni hastaneye göndermediler, 40 gün bu şekilde devam etti, daha sonra C. Savcısı ile görüşen İsmail Koca C. Savcısına durumu iletince Savcı da “ölsün, eğitim zaiyatı deriz” şeklinde beyanda bulunmuş, biz İsmail Koca ile birlikte cezaevinde bulunduğumuz sırada İsmail Koca benden kantin masraflarının karşılanması ile benden aldığı aylık ücret olan 1000 TL’yi evine ödememi talep etti, kantin masraflarını karşılamama rağmen hesaplarıma el konulduğu için 1000 TL ‘i ödeyemedim, C. Savcılığı tarafından benim emekli maaşıma da tedbir konulmuştu, aylar sonra bu tedbir talebim üzerine kaldırıldı, ben İsmail’e 1000 TL yi ödeyemeyince İsmail bana kızdı ve dışarıya haber gönderdi, Faruk Kula ve Mahmut Yavuz’un 4AS marketlerinin müdürü olan kişi soruşturma Savcısının özel izni ile gelip İsmail Koca ile görüştü, bu görüşmeden sonra görüşmeden sonra sigara parası bile olmayan İsmail Koca’nın benim bildiğim kadarıyla Balıkesir’in başarılı Avukatlarından bir Avukatı oldu, daha sonra Savcı ile ilişkiler başladı ve ikrarlar başladı, 16/11/2011 günü C. Savcısının odasında İsmail Koca’ya biz gözaltına alınmadan 4 ay kadar önce 27 kişinin küçük yaşta bir kız çocuğuna karşı cinsel istismarda bulunmasına ilişkin gazetede yaptığımız haber sorularak, bu haber sebebiyle tehdit yapılıp yapılmadığı ve ismin nereden alındığı sorulmuş, İsmail Koca’da o dosya ile ilgili soruşturma devam ederken Asayiş Şube Müdürü olan Mehmet Harman’ın kendisini telefon ile aradığını ve kendisinin Mehmet Harman’ın yanına gittiğini, ” isminin İ.Ö. olarak kodlanan kişinin kim olduğunu biliyor musun X” diye kendisine sorulduğunu, onun da kim olduğunu sorduğunda İ.Ö. olduğunu kendisine söylediğini ve Mehmet Harman’dan ismi

aldığı için gazetede açıkça İ.Ö. olarak isminin yazıldığını söylemiş ayrıca bu olaydan bir hafta sonra İsmail Koca’yı yeniden çağırdıklarını ve 14 yaşındaki kız ile İ.Ö. arasındaki irtibatı sağlayan kişi ile 14 yaşındaki kız arasındaki konuşmaları içeren tapeleri İsmail Koca’ya verdiğini ve bunu da haber yaptığımızı , bu sırada da bizim takip edildiğimizi anlatmış, daha sonrada C. Savcısına hitaben ” devam edeyim mi, ağabeylerine mi soracaksın ” diye söyleyince C. Savcısı yan odaya geçmiş, 15 dakika sonra Emniyet Müdürü Ömer Aydın, Asayiş Şube Müdürü Mehmet Harman ve KOM şubeden Süreyya Yalçıntaş C. Savcısının odasına gelmişler ve kendisi ile bir şeyler konuşup gitmişler. C. Savcısı bu kişiler gittikten sonra İsmail’e ” İsmail sen bilirsin ama ifadenin bu son bölümünü çıkaralım ” deyince o da ” sakıncası yok ” diye söyleyince ifade çıkarılmış, bu tarihten sonrada İ.Ö. bu davanın müştekisi olmaktan çıkarılmıştır, İsmail cezaevine döndükten sonra bunları bana anlattı, çıkacağını söyledi, ancak C. Savcısının kendisine ‘İlk defa bir dosyaya mütalaa yazdım, nöbetçi mahkeme bırakmadı, uygun bir nöbetçi mahkeme bulup yeniden yazacağım ” dediğini söyledi, ben kendisine ” İsmail seni bırakırlar ancak senden bir şey daha istiyorlar ” dedim, ancak ne istediklerini söylemedim, o da anlamadı, yaklaşık 15 gün sonra İsmail’in ağzından Belediye Başkanı ve Belediye Başkan yardımcılarının bana yardım ettiği beyanını alarak onları da dosyaya soktular, buradaki amaç ben daha önceki Belediye Başkanı Sabri Uğur hakkında Belediye Başkanlığı döneminde bana göre ihaleye fesat karıştırmak niteliğinde olan bir haber yapmıştım, bu haber nedeniyle kendisi Balıkesir 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmaya başlanmıştı, daha sonra karşılıklı görevsizlik kararları verildi, ancak sonucunu bilmiyorum, bildiğim kadarıyla Sabri Uğur gelecek dönem Belediye Başkanlığına yeniden aday olacaktır, kendisinin yargılandığı bilindiğinden o dönemde kendisine rakip olacak partiden ve Belediyeden de birilerinin yargılanıyor olmasını istemiştir, bu şekilde Belediye Başkan Yardımcıları dosya içerisine sokulunca Sabri Uğur’da müştekilikten çıkarılmıştır, zira arama yapıldığı sırada ben arama kararına baktığımda müşteki olarak Sabri Uğur’un ismi de vardı, İsmail tahliye olduktan sonra kendisini C. Savcısı çağırmış ve Sedat Buldan’ın da bir şeyler gevelemesi durumunda onu da serbest bıraktıracağını söylemiş, hatta C.Savcısının özel izni ile itirafçı olan ve aleyhimize beyanda bulunan İsmail Koca oğlum Sedat ile görüşmüştür, ancak oğlum talebi kabul etmedi, bu kez C.Savcısı oğlumun annesini, dayısını ve kız arkadaşını makamına çağırıp aynı taleplerde bulunup dayısı ve annesini oğlum ile görüştürdüğü halde oğlum bu talepleri kabul etmemiş ve ” baba bu film burada bitmez ” şeklinde söz söylemiştir, C.Savcısı Sedat’ın annesi ve dayısı ile görüşürsen ” eğer konuşmaz ise dosyanın 7-8 ay İstanbul’da kalacağını , 7-8 ayda uyuşmazlıkta kalacağını ve uzun süre tutuklu kalacağını söylediği halde oğlum bunu kabul etmemiştir, bana göre dosyanın dört ayağı vardır, bunlardan birincisi giden Validir, ikincisi Sabri ve Edip Uğur’dur, üçüncüsü Kula ve Karahallılar grubudur, 10/10/2010 tarihinde Valilik tarafından Balıkesir’in tanıtımı için bir kampanya düzenlenmişti ve bu kampanyada harcanan paralar ile ilgili ” Valinin sayesinde para kaçırılıyor ” şeklinde haber yaptığım için Vali benim hakkımda şikayette bulundu, bu şikayet ile ilgili olarak Balıkesir 2.AsIiye Ceza Mahkemesinin 2010/392 Esas sayılı dosyasında yargılandım ve beraat ettim, 10/10/2010 tarihli kampanyada hesabına para yatırılan Behram Uzkan isimli şahıs Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde zimmetten 4 yıl hapis cezası almıştır, bu paralar bu adamın hesabına yatırıldığı için haber yapmıştık, Sabri ve Edip Uğur ile ilgili olan kısmı yukarıda anlattım, Kula ve Karahallılar ise rantlarına engel olmaya çalıştığım için bana husumet beslemektedirler, iddia makamı düzenlediği iddianamede Eşref ile benim görüşmemi yazarken ikimiz arasında bahsi geçen ismi üç ayrı yerde üç değişik şekilde yazmış, ayrıca yine Sedat ile benim aramda Sefer İdrisoğlu’nun borcuna ilişkin yaptığımız görüşmede ben reklamı 1000 TL ye aldığımızı söylüyorum, Sefer İdrisoğlu kendi beyanında 500 TL dediği

halde C Savcısı 2000 TL demektedir, ayrıca Okan Sürücü kursu sahibi benim 30.0W TL istediğimi söylediği halde ikrar eden İsmail Koca 25,000 TL demekte, Savcı ise 40.0(X TL demektedir, ayrıca ben huzurunuzda Av. Hasan Demiraslan’dan helallik istiyorum, zira ben kendisini hiçbir şekilde terbiyeli maymun olarak nitelendirmedim ancak meslektaşı nitelendirmiştir, yine Avukat Adil Çelik ile benim aramda geçen ve tapelere yansıtılan kayıtlarda benim Adil Çelik’e “Adil kediyi ürkütmeyelim” sözü tamamen eklemedir, böyle bir konuşma söz konusu değildir, bu hususu ben be!irtmek için söylüyorum, ben yukarıdaki savunmamı tekrarla üzerime hiçbir suçu kabul etmiyorum,

 

EMİN “BU KONU TAMAM AMA, O DİĞER KONUYU AHİRETE BIRAKMAYALIM” DEYİP YİNE KERAMET GÖSTERMİŞ. BEDELİ OLARAK 23 BİN LİRA DAHA ÖDENMİŞ. TOPLAM ÖDEME 30.000’İ BULMUŞ. ÖDEMEYİ YAPAN: A.EDİP UĞUR!..

 

ayrıca Fevzi Car ile ben Edip Uğur’un ortağı olduğu şirketin reklamı hususunda görüştüm, ben kendisinden 30.000 TL talep etmeme rağmen kendisi yanlış anlamış ve 7.200 TL olarak Edip Uğur’a bildirmiş, Edip Uğur ile yapmış olduğumuz telefon görüşmesinde ben kendisine durumu anlatamadım, kendisi 30.000 TL yi kabul etmedi, 7200 TL yi bana ödedi ancak daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişi için ilanlar vereceklerini, diğer gazeteciler ile 6000 TL ye anlaştıklarını, bize de aynı parayı vereceklerini söylediler. Bende “bu konu tamam ama, gel o diğer konuyu ahirete bırakmayalım, sen Fevzi Car’ın sözüne inandın, bana inanmadın” dedim. Bunun üzerine talimat verdi ve bize ilan parası olarak 23.000 TL ödedi, faturayı da kestik’ şeklinde beyanda bulunmuştur.

SANIK SEDAT BOLDAN SAVUNMASINDA : 

İddianamede 28 farklı olay vardır ancak benim 6 olayda ismim geçiyor, buna rağmen örgüt üyesi olduğum için olayların tamammdan sorumlu tutulmak isteniyorum, halbuki olaylar böyle değildir, ben öğrenci olmam sebebi ile zamanımın 6 ay kadarını İzmir’de geçirmekteyim. Zaman zaman Balıkesir’e gelip yardım etmekteyim, ben yazılı savunma hazırladım, mahkemenize sunuyorum- şeklinde beyanda bulunmuş;

9 sayfadan ibaret yazılı savunması okunup, sorulmuş; ‘Doğrudur. bana aittir. aynen tekrar ederim, şantaj için basıldığı iddia edilen Reddi İlhak dergisinin suretini ibraz ediyorum. 2009 yılına ait bir örneğini ibraz ediyorum* şeklinde beyanda bulunmuştur,

SANIK SEDAT MÜDAFİ SAVUNMASINDA; “Müvekkilin yazılı ve sözlü savunmalarını tekrar ediyoruz, ayrıca yazılı savunmamızı ibraz ediyoruz dedi ve 6 şayiadan ibaret savunma dilekçe ibraz etti, okundu, devamla; Müvekkilin atılı suçlarla hiçbir ilgisi yoktur, ortada bütün unsurları ile oluşmuş bir suç örgütü yoktur, şikayetçilerm toplu ve eş güdümlü şikayetlerdi ve gazetede yapılan haberlerin gerçekliği şantaj suçlamalarının gerçek dişi olduğunu ortaya koyan nedenlerin bir kısmıdır, müvekkil bir yılı aşkın süredir tutukludur, bu sebeple tahliyesini ve dosyaya yeni vekalet koyduğumuz için savunmamızı hazırlamak süre talep ediyorum, ayrıca CMK’nın 135/2. maddesi hükmüne göre tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler arasında yapılan telefon görüşmelerinin kayda alınamayacağı bilinmesıne rağmen müvekkil ile babası olan Mehmet Emin Boldan arasındaki konuşmalar kayda alınarak dosyaya sunulmuştur, maddenin devamında bu durumun anlaşılması karşısında ahnan kayıtların yok edileceği hükme bağlanmıştır, bu kayıtlann dosyadan çıkartılarak imha edilmesini talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştun

SANIK HASAN BASRİ GERBOĞA SAVUNMASINDA: “Ben suçlamayı kabul etmiyorum, suçlamalar gerçek değildir, ayrıca iddianamede benim Emin Ermişler’e gidip Mehmet Emin Boldan ile birlikte gazete çıkarmalarını teklif ettiğim hususu doğru değildir, tam tersidir. Emin Ermişler bana gelerek Mehmet Emin Boldan ile birlikte gazete çıkarmak istediğini söyledi, kendisini İzmir’den çağırttı ve birlikte gazete çıkardılar, ben hiç kimseyi Mehmet Emin Boldan ile pazarlık yapması için kendisinin yanına götürmüş değilim, ben Mehmet Emin Boldan ile 1991 yılında Hac’da beraberdik, Hacı arkadaşımdır, kendisi ile dini sohbetlerimiz olmaktadır, tanıdığım kadarıyla iddia edilen suçları işleyecek birisi değildir, mert bir adamdır, ben Av. Hasan Demiraslan’l Mehmet Emin Boldan ile görüşmesi için götürmedim, kendisine aracılık etmedim, C, Savcılığı ifademde bahsettiğim Avukatın kim olduğunu hatırlamıyorum, hatta şu anda böyle bir olayın olup olmadığını da hatırlamıyorum, zaman zaman benim yanıma benim Emin Boldan ile arkadaşlığımı yanlış anlayan insanlar gelerek arkadaşım olup olmadığını soruyorlardı, ancak bana bir şey söylemiyorlardı, ben zaman zaman Mehmet Emin Boldan’l yarı çıplak kadın resmi yayınladığı zamanlarda bunları yayınlamaması hususunda uyardığım olmuştur, ben kendisine zaman zaman orta yolda bulunmasını söylediğim olmuştur, bu sebeple de zaman zaman küsmüştür, ancak suçlamaları kabul etmem” şeklinde beyanda bulunmuştur.

SANIK İSMAİL KOCA SAVUNMASINDA : “Ben üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, ben yeni Balıkesir Gazetesinin 25 Temmuz 2008 yılında muhabir aranıyor ilanını görerek gidip başvurdum ve kabul edilerek gazetecilik faaliyetlerime başladım, ben sadece gazetecilik yaptım ve patronum olan Mehmet Emin Boldan’ın bana verdiği talimatlar doğrultusunda haberler hazırladım ve haberleri kendisine belgeleri ve fotoğrafları ile birlikte teslim ettim, ancak hiçbir şekilde Mehmet Emin Boldan’ın yapmış olduğu iddia edilen şantajlarına aracılık etmedim, müştekileri Mehmet Emin Boldan ile görüşmeleri hususunda gazeteye davet etmedim, örgütte üçüncü adam olduğum iddiasını kabul etmiyorum, benim özel ve kamu kuruluşları ile irtibatlarım olduğu hususu doğrudur, bu ilişkilerimi kullanarak haber elde ettiğim hususu da doğrudur, ben birebir Mehmet Emin Boldan’ın tüm görüştüğü kişileri ve yaptığı işleri görebilmiş değilim, yaşadığım olayların tamamını eksiksiz olarak C. Başsavcılığında vermiş olduğu ifadelerimde anlattım, kısaca özetlemek gerekirse tam tarihini hatırlayamadığım bir gün Avukat Hasan Demiraslan’ın yurduna ben, Sedat ve Mehmet Emin birlikte gittik, ben dışarıdan bir tane fotoğrafını çektim, daha sonra içeriye girdik ve içerideki görevlilere ” binada kaçak iddiası var mı?” diye sorduk ve içeriden de fotoğraf çekip çekemeyeceğimizi sorduk, ancak birileri ile görüştüler ve bize izin vermediler, üçümüz birlikte oradan ayrıldık, aradan bir süre geçtikten sonra gazetenin içerisinde merdivenlerden inerken Mehmet Emin bey Hasan Demiraslan’ı kastedererek ” Hasan aday olduysan bu parayı vereceksin ” diyerek söyledi, bu sırada yanımızda Sedat yoktu, Mehmet Emin beyin bir şoförü vardı ve işten ayrılmıştı, bu sebeple şoförlüğünü benim yaptığım bir gün birlikte Okan sürücü kursuna gittik, gittiğimizde Okan sürücü kursunun sahibi İsmet ayrı bir masada başkaları ile oturuyordu, kendisini başka bir masaya davet ettik, Mehmet Emin bey matbaa kurduğundan kendisinden 25.000 TL yardım istediğini söyledi, İsmet beyde düğün yapacağını, masraf edeceğini, bu parayı ödeyemeyeceğini ancak taksitle ödeyebileceğini söyledi, Mehmet beyde taksiti kabul etmeyerek ” bir kerede ödeyeceksin ” dedi ve her ikisi birbirlerine kızgın ve dargın ayrıldık, ben kendim bizzat görmedim ancak daha sonra İsmet bey 2.000 veya 3.000 TL göndermiş fakat Emin bey tarafından kabul edilmemiş, ben yukarıda söylediğim gibi kamu kurumlarında da haber takip ediyordum, Mehmet Emin bey bana kendisine gelen ihbarları değerIendirerek çeşitli kişilerin binalarında kaçak olduğu iddialarının doğru olup olmadığını ve bu konuda Belediyeden bir işlem yapılıp yapılmadığını araştırmamı istiyordu, bende bu doğrultuda zaman zaman Belediye Başkanlığına giderek Belediye Başkan Yardımcılara Tuna Aktürk ve Yusuf Özenç ile bu konuda bilgi talep ediyordum, onlarda bana bu bilgileri veriyorlardı, ancak vermeseler bilgi edinme kanununu çerçevesinde bu bilgileri talep edebileceğimi de biliyorlardı, bu bilgiler sadece bana değil talep eden tüm gazetecilere verilebilecek bilgilerdir, Avukat Hasan Demiraslan’ın binası ile ilgili haberi de bu şekilde elde ettim, kaçak olduğunu ve 8.000 TL ceza kesildiğini öğrendim, haberi Mehmet Emin Beye götürdüm, Mehmet Emin beyde bunu habere dönüştürdü, bunun dışında kendisinin Hasan Demiraslan ile olan görüşmelerinde yoktum, görüşüp görüşmediklerini de bilmiyorum, Behram Uskan benim uzaktan akrabam olur, kendisine şantaj yaptığım hususu doğru değildir, ben 25/07/2008 tarihinde işe başladım, 2007 tarihinde olduğu söylenen Yaylada AVM olayında bulunmam söz konusu değildir, bu olayı kabul etmiyorum, Kurtdere köyü Muhtarı olan Adem Aslanbay yanında 5-6 muhtar ile birlikte gazeteye gelerek Ziraat odası seçimlerinde usulsüzlük olduğunu , kendilerinin de yönetime aday olduklarını, diğer gazetelerin bunu haber yapmadıklarını, bizim yapıp yapamayacağımız sordu, bende kendilerindeki belgelere baktım, ikna oldum ve Mehmet Emin beye götürdüm, o da evraklara baktın mı ” dedi, baktığımı söyleyince ” haber yapabiliriz ancak kendilerine biz katkı sağlayacak isek onlarda bize katkı sağlasınlar, her bir muhtar 500 TL abone olsunlar ” diye söyledi, bende gidip bunları muhtarlara anlattım, onlar da kabul ettiler, haber yapıldı, bizim haberimiz doğrultusunda seçimler iptal edildi,

Aradan bir süre geçtikten sonra Mehmet Emin boldan “muhtarlar yamuk yaptı, parayı ödemediler, ödemezler ise senin maaşından keserim” dediği için ben birkaç kez Adem Aslanbay’a parayı ödemesi hususunda aradım, daha sonra Recep Şeker bana Mehmet Emin bey yanımdayken 300 TL yi vererek Adem Aslanbay’ın borcuna mahsuben Mehmet Emin beye vermemi söyledi, bu parayı götürüp Mehmet Emin beye verdim, başkaca para ödeyip ödemediğini bilmiyorum, Doğuş Prina olayı 2007 yılında gerçekleşmiştir, ben o tarihte gazetede çalışmıyordum, Agunyalı Odun Kömür olayına gelince, ihbarın üzerine Halil Balgün ile birlikte ihbar edilen yere gittik, fotoğraflarım çektik, istiflenmiş vaziyette üzerinde “satılamaz” damgası bulunan kömürler bulunduğunu ve buranın Şenol Durmuş’a ait olduğunu tespit edip fotoğraflarını çektik, daha sonra ben bu fotoğrafları Mehmet Emin beye verdim, daha sonra kömürcü gazeteye geldi, içeriye girdi ancak görüşüp görüşmediklerini bilmiyorum, daha sonra haber yapıldı, çıkarken bana “haber yanlış” diye söyledi, ben kendisine fotoğrafları göstermiştim, başka bir gün aynı kişi ile ilgili başka bir ihbar geldi, ben durumu araştırdım Gala isimli yerin önünde bir aracın park halinde olduğunu ve araçta kömürler yüklü olduğunu görünce usulsüz nakledilen kömür olma ihtimaline binaen Sosyal Yardımlaşma Müdürünü aradım, o da bana ” irsaliyesi var ise bir sorun yok ” dedi, daha sonra isminin Serkan olduğunu hatırladığım aynı kömürcü ile görüştüm, ben kendisine anlattıklarından ikna olduğumu ancak Mehmet Emin Boldan’ın bunu haber yapacağını söyledim, daha sonrada haber yapıldı, İbrahim Kızılay’ın yanına Sedat Boldan ile birlikte gittik, bu sırada benim yanımda bir kayıt cihazı vardı ve açıktı, kendisi ile konuşup konuşmaları kayda aldım, zira sahte rapor düzenlediği iddiası vardı, bu kayıtlar halen Emniyettedir, diğer hususlarda C. Savcılığında vermiş olduğum ifadeler doğrudur, ben bu kaydı bulup Mahkemeye sunacağım, orada ne konuştuğumuz açıkça bellidir, kendisinden 3.000 TL istememiz hususu doğru değildir, hiç para konuşulmadı” şeklinde beyanda bulunmuştur.

SANIK İSMAİL KOCA MÜDAFİİ SAVUNMASINDA: “Müvekkilin savunmalarıa aynen katılıyoruz, sanık Mehmet Emin Boldan’ın müvekkilin Tuna Aktürk ve Yusuf Özenç’in ismini verdikten sonra tahliye edildiği iddiası doğru değildir, müvekkil henüz tutuklu iken 27/10/2011 tarihinde bu şahısların ismini söylemiştir, tahliye olduktan 12 gün sonra verdiği ifadede de geçmiştir, Mehmet Emin Boldan’ın müvekkilin Emniyet görevlileri ile ilgili beyanlarının zabıttan çıkarılması talebi doğrudur, bizim ısrarlarımıza rağmen müvekkilin beyanlarını yeniden zabta geçmedi, ancak “ağabeylerinize mi soracaksınız, yoksa devam edeyim mi?” şeklinde söz sarf edilmesi daha sonra C. Savcısının içeriye geçip Emniyet görevlilerini çağırması doğru değildir, Emniyet görevlileri de gelmedi, biz Emniyet görevlilerini görmedik, zira o sırada ben sorgu için müvekkilin yanındaydım, olayın C. Savcısı müvekkil hakkında tahliye talep edilip reddedilince ilk defa bir sanık hakkında tahliye talep edildiğinde mahkeme..

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi
internet haber