Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Demokrat Gazetesi Balıkesir

12 EYLÜL DARBESİ ve 1982 ANAYASASI

Nilüfer Kuzu

Nilüfer Kuzu

“Ülkenin içinde bulunduğu bunalımdan kurtarılması gerektiği” gerekçesiyle ordu, Kenan Evren’in başkanlığında ve emir-komuta zinciri içinde 12 Eylül 1980’de ülke yönetimine el koydu. Meclis kapatıldı; bütün yasama ve yürütme görevlerini beş orgeneralden oluşan “Milli Güvenlik Konseyi” üstlendi ve bu konsey yurtta sıkıyönetim ilan etti. Feshedilen hükümetin yerine Bülent Ulusu başkanlığında yeni bir kabine kuruldu. 1982 Anayasası Kurucu Meclisi de, bu beş komutandanoluşuyordu. Değerli hukukçumuz Server Tanilli’nin dediği gibi, Anayasanın hazırlanıp kabul edilişindeki ilkede, bir yerde şu olmaktadır: “Beş komutana güven, gerisini merak etme sen!”

Bu anayasa halk oylamasına sunulur ve aynı zamanda bu oylama Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı için de geçerliydi. Yani ilk kez, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı Kenan Evren oluyor! Ama bu nasıl oylamaydı? Halk oylamasında tutulan yol neydi? Sorularının cevabını Server Tanilli’den öğreniyoruz:

“Halk oylamasında da, halkın gerçek iradesini yansıtabilmesi için zorunlu ortam yaratılmıştır. Gerçekten, 1961 yılı anayasa halk oylamasından önce, basın ve siyasi partiler, yalnız lehte değil, aleyhte de konuşma olanağına sahip olmuşlardı. 1982’de ise, anayasanın lehinde konuşmaya, tüm kapılar, televizyon bile açık tutulmuş, ama metin aleyhinde konuşmak suç sayılmıştır.

            Halkoylamasını gerçek bir irade açıklaması düzeyine yükselten öğe, oylamanın olumsuz olarak sonuçlanması halinde, nasıl bir durumla karşılaşılacağının seçmenlerce kesinkes bilinmemesidir. Çünkü yurttaşlar, “evet” ya da “hayır” diye oy kullanırken, sonucun olumlu ya da olumsuz çıkması halinde, ne gibi sakıncaların ortaya çıkacağını açıkça bilmedikçe, iki seçenekten hangisini yeğleyeceklerini -bilinçli olarak- karar verip uygulamazlar.” (‘Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?’ kitabından)

Anayasa bir uzmanlık konusu olduğundan, vatandaşın anayasa konusunda, kendiliğinden bilgiye sahip olması elbette beklenemezdi.Bu nedenle sorumluluk,hiçbir açıklama yapmaksızın anayasayı halkın önüne getirenlerindir. Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi”nde dediği gibi, “hükümeti hiçbir zaman kötüye kullanmayan bir halk, bağımsızlığını da kötüye kullanmaz.”Aynı eserinde Rousseau, “Yasaları kaleme alacak kimsenin hiçbir yasama hakkı yoktur ya da olmamalıdır” diyor ve Sparta kralı Lkykurgos’un birtakım yasalar koyarken önce krallıktan çekilmesini örnek veriyor. Türkiye’den bir örnek: 1961 Anayasa tasarısı İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri İsmet Giritli, Tarık Zafer Tunaya, Hüseyin Nail Kubalı, Sıddık Sami Onar, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Naci Şensoy ve Ragıp Sarıca tarafından hazırlanmıştır.1961 Anayasası’nı Devlet Hukuku Doçenti Mehmet Ali Aybar şöyle değerlendiriyor:

“1961 Anayasası gerçekten tarihsel bir yapıttı. Anayasa hukukumuzda yepyeni bir kurum olan sosyal ve iktisadi haklar ve ödevler konusuna ilişkin 19 madde sevk edilmişti. Sendika kurma özgürlüğü ve toplu sözleşme ve grev haklarından daha önce söz etmiştik. (…) üçüncü fırka şöyledir: ‘Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olmaz.’

Anayasaya dört elle sarılmamızın bir başka nedeni daha vardı: Kuvayi Milliye Türkiye’sine, milli mücadele ruhuna bir anayasa metninde ilk kez yer veriliyordu.

1961 Anayasasının esprisi bağımsızlıkçı, özgürlükçü, sosyal adaletçi bir halk yönetiminin kurulmasıydı. Anayasanın temel ilkeleri halka mal edilseydi, bugün Türkiye başka bir noktada olurdu. Toprak sorunu, mali ve iktisadi bağımsızlık ve endüstrilileşmemiş olma, yüzyıllardır Türkiye’nin acele çözüm bekleyen sorunları olmuştur. Anayasa açık kapılar vardı bu sorunların çözümleri için…” (‘Türkiye İşçi Partisi Tarihi’ kitabından)

1961 Anayasasının sağladığı haklarla 12 sendikacı 13 Şubat 1961’de Türkiye İşçi Partisi’ni kurarlar ve partinin başına 1962’de genel başkan olarak Marksist bilim adamı Mehmet Ali Aybar’ı getirirler. 1965 Ekim ayında TİP Saraçhane’de işçileri buluşturan büyük miting düzenler ve 1961 Anayasası’nınsağladığı haklar ve Milli Bakiye Sistemi uygulaması sayesinde1965 seçimlerinde 15 TİP milletvekili ile emekçi parlamentoda temsil hakkına sahip olur.Bu açıdan TİP, Türkiye tarihinde özel bir yere sahiptir. TİP’i kuran sendikacılar partinin altıncı kuruluş yıldönümünde DİSK’i kurdular…

Aybar 1982 Anayasası’nı şöyle değerlendiriyor:

-1982 Anayasası demokratik özgürlükleri, adı var ama kendisi yok hale getiren sınırlamalar koymuştur. Halkın seçimler dışında yönetimi etkileyebilecek eylemelerde bulunmasına olanak tanımıyor: Sendikalar politika yapamaz; dernekler politika yapmaz; üniversiteler politika yapamaz; meslek kuruluşları politika yapamaz; memurlar politika yapamaz… Böyle bir anayasaya demokratik sıfatı verilemez. 1982 Anayasası, MİLLİ ŞEF sistemini yasallaştıran ve Bey takımı ile sermaye çevrelerinin halk üzerindeki egemenliğini daha güçlendiren belgedir.

Bu geriye dönüş umutlarımızı kırmamalı…”

 

27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül’ü görmüş olan Aybar, Uğur Mumcu’yla söyleşisinde 27 Mayıs’ı diğer darbelerden ayıran farka değiniyor ve şöyle diyor:

-“27 Mayıs’ın, diğer darbelerden önemli bir farkı vardı. O fark, bence emir-komuta zinciri içinde bir hareket olmamasıydı. O zamanın genelkurmay başkanına da başkaldırmaydı. O itibarla 27 Mayıs’ı, sonraki darbelerle aynı kefeye koyamayız. Ama altını çizeyim; ben demokrasiye böyle tepeden inme hareketlerle geçileceğine inanmıyorum. Nitekim 27 Mayıs’tan sonra iyi bir anayasaya kavuştuk.  Bu anayasa, sosyal haklar getirdi. Tabii, özgürlükler gene sınırlıydı. Çünkü, faşist İtalya’dan aktarılan 141-142’nin yürürlükte olduğu memlekette özgürlük tam değildi. Düşün özgürlüğü tam değilse, tüm özgürlükler kısıtlıdır…”

 

 

Please follow and like us:
Facebook
Twitter
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
TÜRKİYE NE MEMLEKETİ? - 19 Eylül 2019
GENÇLİK! - 15 Nisan 2019
TEK YAPRAKLI GAZETE - 12 Nisan 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
tanıtım filmi
balıkesir haberleri